Tahir ORHAN
Köşe Yazarı
Tahir ORHAN
 

TÜRKİYE ARTIK NATO ÜYELİĞİNİ SORGULAMALIDIR

Türkiye, 1949 Nisanında kurulan NATO’ya 1952 yılında üye oldu, 69 yıllık bir NATO üyesiyiz yani. Üstelik NATO’nun en güvendiği müttefiki idik. NATO, bir bakıma bizi Rusya’ya karşı ileri karakolu olarak görüyordu. Zaten Türkiye, NATO içinde bu görevinin dışında pek de sevilen bir ülke olamadı. Sadece karşılıklı çıkarlar söz konusuydu önceleri. Türkiye’nin de, silahlı gücünün zayıflığı yüzünden o yıllarda NATO’ya ihtiyacı vardı. Avrupalı ülkelerin ve ABD’nin ilgisi ise, yukarıda değindiğimiz gibi Demirperde ülkeleri veya Varşova Paktı ülkeleri olarak adlandırılan başını Rusya’nın çektiği Doğu Bloku ülkelerine karşı Türkiye’ye ihtiyaçlarının olması gerçeğinden kaynaklanıyordu. Buna rağmen Türkiye, ittifak içinde zaman zaman yalnız bırakılıyordu. Bu, diğer ülkelerin şımarıklıklarından ve Türkiye’nin onlara olan ihtiyacından kaynaklanıyordu. 1970’lerde ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı ambargo unutulmamalıdır. İnsanın “Hani kardeştik” diyesi geliyor. Ayrıca batı komşumuz ve Adalar Denizindeki ezeli düşmanımız Yunanistan’a hem ABD’nin hem de diğer Avrupa devletlerinin gösterdiği tolerans, verdiği sınırsız destek, Türkiye’yi her zaman zora sokmuştur.   Yunanistan’la sık sık silah silaha gelmemiz, Ege denizinde adeta birbirini kovalamamız bile NATO’yu artık sorgulamamızın zamanın geldiğini göstermektedir. Türkiye’nin NATO içinde sadece edilgen bir pozisyonda olmak ve Doğu Bloku ülkelerine karşı Avrupa’yı güvence altına tutacak bir karakol görevi üstlenmesi, Türkiye’yi mutlu etmiyor. Son yıllarda NATO’nun bölge dışı ülkelere de (ABD’deki 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası Afganistan, Libya) asker göndermek istemesi ve buna da Türkiye’den asker çağırmasını Türkiye yeterli görmemekte ve bunu kabullenmemektedir. Türkiye, eğer olacaksa NATO’da söz sahibi olmak, etken bir pozisyon üstlenmek, son yıllarda girdiği ağır külfetlerde NATO’daki müttefiklerini yanında görmek istiyor. Suriye’de, Irak’ın Kuzeyinde hep hayal kırıklıkları yaşadığı ABD ve diğer NATO ülkelerinden yanında olmasını beklediği halde, onların adeta karşı tarafı desteklemesi de bardağı taşırmaktadır. Daha çok yeni, Yunanistan’ın Türkiye sınırına 25 kilometre mesafedeki bir bölgeye askeri yığınak yapması da neyin nesi oluyor Allah aşkına… Bu mudur dostluk, bu mudur müttefiklik? Avrupalı müttefiklerin Türkiye’nin güvenlik algılamalarını paylaşmadıklarını gösteren iki örnek olay vardır. Bunların ilki 1991, ikincisi ise 2003’de yaşanmıştır. Her iki durumda da Türkiye kendisini Irak’tan kaynaklanabilecek tehditlere karşı savunmasını takviye için NATO’dan kendi topraklarında erken uyarı sistemleri ve Patriot füze sistemleri konuşlandırmasını talep etmiştir. NATO’nun Batı Avrupalı müttefikleri, özellikle Almanya ve Belçika, Türkiye’nin bu talebine mesafeli yaklaşmışlardır. Türkiye NATO içindeki Avrupalı müttefiklerinin kendisinin PKK’ya karşı yürütmekte olduğu mücadeleyi yeterince desteklemediklerini de düşünmektedir. PKK’nın uzun süre Avrupalı devletler tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaması ve Avrupa’daki faaliyetlerine göz yumulması Türkiye’nin sorgulayıcı tutumunun şekillenmesinde etkili olmuştur.(1) Birkaç yıl önce Fransa’da meydana gelen terör saldırıları sırasında bu durumu en önce yine Türkiye kınamıştır. Avrupa’dan çıkan gür ses, ne yazık ki Türkiye’nin onlarca yıldır yaşadığı ve 40 binin üzerinde insanını kaybettiği olaylarda çıkmadı. Burada bile ikiyüzlülüklerini gizlemediler, gizleme gereği bile duymadılar. Türkiye, NATO’nun her türlü isteğine boyun eğmesi, her istenilen yere asker göndermesi ve Avrupa’nın güvenliğine sınırsız katkı sunmasına rağmen Avrupa ve ABD’den hiçbir zaman tam destek göremedi ve hiçbir zaman onlara güvenemedi. F-35’ler yüzünden ABD, hâlâ Avrupa Birliği’nin kapısında bekletilmesi yüzünden Avrupalı ülkelerin gözünde Türkiye bir hiç konumundadır. Yukarıda izah etmeye çalıştığımız Türkiye’nin savunma konusunda Avrupa ve NATO’ya ihtiyaç duyması konusunda da artık çok bağımlı değildir. Bilindiği gibi Türkiye kendi savunma sistemlerini oluşturmaya başlamıştır. S-400’lerde olduğu gibi NATO ve ABD dışı kaynaklara icbar edilmesi yönünden de artık NATO’ya pek ihtiyaç kalmamıştır. Türkiye’ni bunu sorgulamalı ve NATO’dan birden değilse bile kademeli bir şekilde çekilmelidir. Üstelik Türk Devletleri Birliği de kurulmuşken… Türkiye hem güvenlik hem de ekonomik ve sosyal ilişkiler yönünden başka cephelere yönelmeli, bölgede yeni ittifak arayışlarına başlamalıdır. Bundan kesinlikle Türkiye değil, NATO ve Avrupa ile ABD zararlı çıkacaktır. Yoksa bu ikiyüzlülerin nazını daha çok uzun yıllar çekeceğiz. Muhabbetle efendim!   1-Oğuzlu, Doç. Dr. Tarık, “NATO ve Türkiye: Dönüşen İttifakın Sorgulayan Üyesi”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 9, Sayı 34 (Yaz 2012), s. 99-124.  
Ekleme Tarihi: 13 Aralık 2021 - Pazartesi

TÜRKİYE ARTIK NATO ÜYELİĞİNİ SORGULAMALIDIR

Türkiye, 1949 Nisanında kurulan NATO’ya 1952 yılında üye oldu, 69 yıllık bir NATO üyesiyiz yani. Üstelik NATO’nun en güvendiği müttefiki idik. NATO, bir bakıma bizi Rusya’ya karşı ileri karakolu olarak görüyordu. Zaten Türkiye, NATO içinde bu görevinin dışında pek de sevilen bir ülke olamadı. Sadece karşılıklı çıkarlar söz konusuydu önceleri. Türkiye’nin de, silahlı gücünün zayıflığı yüzünden o yıllarda NATO’ya ihtiyacı vardı. Avrupalı ülkelerin ve ABD’nin ilgisi ise, yukarıda değindiğimiz gibi Demirperde ülkeleri veya Varşova Paktı ülkeleri olarak adlandırılan başını Rusya’nın çektiği Doğu Bloku ülkelerine karşı Türkiye’ye ihtiyaçlarının olması gerçeğinden kaynaklanıyordu. Buna rağmen Türkiye, ittifak içinde zaman zaman yalnız bırakılıyordu. Bu, diğer ülkelerin şımarıklıklarından ve Türkiye’nin onlara olan ihtiyacından kaynaklanıyordu. 1970’lerde ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı ambargo unutulmamalıdır. İnsanın “Hani kardeştik” diyesi geliyor. Ayrıca batı komşumuz ve Adalar Denizindeki ezeli düşmanımız Yunanistan’a hem ABD’nin hem de diğer Avrupa devletlerinin gösterdiği tolerans, verdiği sınırsız destek, Türkiye’yi her zaman zora sokmuştur.
 

Yunanistan’la sık sık silah silaha gelmemiz, Ege denizinde adeta birbirini kovalamamız bile NATO’yu artık sorgulamamızın zamanın geldiğini göstermektedir. Türkiye’nin NATO içinde sadece edilgen bir pozisyonda olmak ve Doğu Bloku ülkelerine karşı Avrupa’yı güvence altına tutacak bir karakol görevi üstlenmesi, Türkiye’yi mutlu etmiyor. Son yıllarda NATO’nun bölge dışı ülkelere de (ABD’deki 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası Afganistan, Libya) asker göndermek istemesi ve buna da Türkiye’den asker çağırmasını Türkiye yeterli görmemekte ve bunu kabullenmemektedir. Türkiye, eğer olacaksa NATO’da söz sahibi olmak, etken bir pozisyon üstlenmek, son yıllarda girdiği ağır külfetlerde NATO’daki müttefiklerini yanında görmek istiyor. Suriye’de, Irak’ın Kuzeyinde hep hayal kırıklıkları yaşadığı ABD ve diğer NATO ülkelerinden yanında olmasını beklediği halde, onların adeta karşı tarafı desteklemesi de bardağı taşırmaktadır.


Daha çok yeni, Yunanistan’ın Türkiye sınırına 25 kilometre mesafedeki bir bölgeye askeri yığınak yapması da neyin nesi oluyor Allah aşkına… Bu mudur dostluk, bu mudur müttefiklik?


Avrupalı müttefiklerin Türkiye’nin güvenlik algılamalarını paylaşmadıklarını gösteren iki örnek olay vardır. Bunların ilki 1991, ikincisi ise 2003’de yaşanmıştır. Her iki durumda da Türkiye kendisini Irak’tan kaynaklanabilecek tehditlere karşı savunmasını takviye için NATO’dan kendi topraklarında erken uyarı sistemleri ve Patriot füze sistemleri konuşlandırmasını talep etmiştir. NATO’nun Batı Avrupalı müttefikleri, özellikle Almanya ve Belçika, Türkiye’nin bu talebine mesafeli yaklaşmışlardır. Türkiye NATO içindeki Avrupalı müttefiklerinin kendisinin PKK’ya karşı yürütmekte olduğu mücadeleyi yeterince desteklemediklerini de düşünmektedir. PKK’nın uzun süre Avrupalı devletler tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaması ve Avrupa’daki faaliyetlerine göz yumulması Türkiye’nin sorgulayıcı tutumunun şekillenmesinde etkili olmuştur.(1)


Birkaç yıl önce Fransa’da meydana gelen terör saldırıları sırasında bu durumu en önce yine Türkiye kınamıştır. Avrupa’dan çıkan gür ses, ne yazık ki Türkiye’nin onlarca yıldır yaşadığı ve 40 binin üzerinde insanını kaybettiği olaylarda çıkmadı. Burada bile ikiyüzlülüklerini gizlemediler, gizleme gereği bile duymadılar.


Türkiye, NATO’nun her türlü isteğine boyun eğmesi, her istenilen yere asker göndermesi ve Avrupa’nın güvenliğine sınırsız katkı sunmasına rağmen Avrupa ve ABD’den hiçbir zaman tam destek göremedi ve hiçbir zaman onlara güvenemedi. F-35’ler yüzünden ABD, hâlâ Avrupa Birliği’nin kapısında bekletilmesi yüzünden Avrupalı ülkelerin gözünde Türkiye bir hiç konumundadır.


Yukarıda izah etmeye çalıştığımız Türkiye’nin savunma konusunda Avrupa ve NATO’ya ihtiyaç duyması konusunda da artık çok bağımlı değildir. Bilindiği gibi Türkiye kendi savunma sistemlerini oluşturmaya başlamıştır. S-400’lerde olduğu gibi NATO ve ABD dışı kaynaklara icbar edilmesi yönünden de artık NATO’ya pek ihtiyaç kalmamıştır. Türkiye’ni bunu sorgulamalı ve NATO’dan birden değilse bile kademeli bir şekilde çekilmelidir. Üstelik Türk Devletleri Birliği de kurulmuşken… Türkiye hem güvenlik hem de ekonomik ve sosyal ilişkiler yönünden başka cephelere yönelmeli, bölgede yeni ittifak arayışlarına başlamalıdır. Bundan kesinlikle Türkiye değil, NATO ve Avrupa ile ABD zararlı çıkacaktır. Yoksa bu ikiyüzlülerin nazını daha çok uzun yıllar çekeceğiz.


Muhabbetle efendim!

 

1-Oğuzlu, Doç. Dr. Tarık, “NATO ve Türkiye: Dönüşen İttifakın Sorgulayan Üyesi”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 9, Sayı 34 (Yaz 2012), s. 99-124.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.