MUĞLALI ZİHNİ DERİN ÇOK AMA ÇOK ÜZGÜNÜZ!

Rize 26.08.2022 - 09:32, Güncelleme: 02.12.2022 - 09:39
 

MUĞLALI ZİHNİ DERİN ÇOK AMA ÇOK ÜZGÜNÜZ!

Çok söylediğim, yazdığım bir laftır, “çay ile direk ilgili olmasa da hemen her Rizelinin kursağında Muğlalı Zihni Derin’in payı vardır.” Merhum 57 yıl önce, 25 Ağustos 1965 tarihinde 85 yaşında vefat etmişti. Bugün onun ebediyete irtihalinin sene-i devriyesi. Ne yazık ki birkaç vefalı kalemin dışında asıl konuya duyarlı olması gerekenlerin, çay endüstrisinin içerisinde olanların yine ahde vefa göstermediği bir sene-i devriye. 4 yıl önce de aynı duygularla kaleme aldığım yerel medyamızın neredeyse tamamında yayınlanan “VEFATININ 53. YILINDA HER RİZELİNİN EKMEĞİNDE PAYI OLAN MUĞLALI ZİHNİ DERİN AKLA GELMEDİ” başlıklı yazımdan bugüne maalesef her hangi bir gelişim yok. Bin bir mücadele ve emekle, üstelik riskler üstlenerek Rize’de çaycılığı Ankara’nın gündemine aldıran, tohumdan ilk denemeleri başlatan, ardından kanununun çıkmasına öncülük ederek endüstrileşmesinde emeği çok olan, bölge insanının müstahsil ve iş gören olarak refahını artıran, neredeyse her evden bir veya birkaç ÇAYKUR emeklisinin çıkmasını sağlayan, çayı bizlere miras bırakan merhum Zihni Derin’in ismini yaşatma konusunda duyarsız, vefasız oluşumuzu dile getirmiştim o yazımda. O, Rizeli değildi ama yılmadan verdiği mücadeleler sonucu Rizelinin yıllar sürecek ekonomik refaha, hatta zenginliğe kavuşmasını sağlayan, bu mücadeleyi verirken kendi ailesini ihmal edecek denli kıymetli bir vatansever ve ziraatçı idi. Gel gör ki, çay ile direk ilgisi olmasa bile yedisinden yetmişine her Rizelinin yediği ekmekte hakkı olan bizden çok Rizeli, memleket sevdalısı bu idealist ziraatçıya bir teşekkürü, anma programını bile çok görüyoruz. Rizeli için alternatifi olmayan Türk Çaycılığının bugün geldiği kritik dönemeçte adına festivaller, sempozyumlar düzenlenmesini beklerken sade bir anma programı dahi düzenlenmemesi üzücü. 40 yıl öncesine kadar Rizeli için yeşil yapraktan öte yeşil altın olan ancak son yıllarda her geçen yıl sürekliliği için daha çok endişelendiğimiz çaycılığımızı zamanında bin bir meşakkatle inşa eden Zihni Derin ve çevresinde ona inanan az sayıdaki gönüllü anma programlarını fazlasıyla hak etmektedir. Milli Mücadele Hükümetinin kurduğu İktisat Bakanlığının ilk Tarım Genel Müdürü olan Zihni Derin, 1921 Nisanında farklı bakanlık temsilcilerinin katıldığı bir komisyon toplantısında Rize ve çevresinin huzurlu bir yaşama kavuşabilmesi için öncelikle insanların geçimini sağlayacak iş ve çalışma imkânına kavuşturulması gerektiğini karar merciindekilere benimsetir. Zihni Derin, aldığı yetkiyle 1923 yılında Rize'ye gelir, bir dizi faaliyetler yürütür, Rize'de ziraat fen memurluğu yapan İbrahim beyi görevlendirerek Batum'dan bir miktar çay fidanı, tohumu hatta mandalina çeşitleri getirerek oluşturduğu örnek fidanlığa diktirir. Dahası kendisi de Batum'a giderek Ruslar tarafından kurulmuş olan çay bahçelerini, çay fabrikasını ve Astropikal Bitkiler Araştırma İstasyonu'nu inceler. Batum'a sipariş edilen 500 bin tohum fidan haline getirilerek halka dağıtılır. Ancak yereldekilerin sahip çıkmaması neticesinde bu teşebbüsünden sağlıklı sonuç alınamaz ama o dönemin Rize Mebuslarının desteğini alarak 6 Şubat 1924 tarih ve 407 sayıyla "Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun"un çıkarılması ciddi bir kazanç olarak tarihe düşer. 10 yıllık bir öğretmenlik serüveninden sonra 1937’de yeniden bakanlığa dönen Zihni Derin 1938'de Rize ve çevresinde kurulacak Zirai Teşkilatı’n Koordinatörlüğü görevine atanarak çay ekimi konusunda kaldığı yerden devam eder. Çay ekimi halka inememiş (Rizeli mesafeli) ama ilk harcını koyduğu birkaç yüz fidandan oluşan gayet güzel yetişmiş küçük bir bahçenin varlığı onu umutlandırır. Devamı da bu sefer gelir. 1946’da yaş haddinden emekli olduktan sonra da Tarım bakanlığının kendisine tahsis ettiği Bakanlık Koordinatörü sıfatıyla 5-6 yıl daha yılda birkaç kez Rize'ye gelerek çaycılığımızın gelişmesine, endüstriyel boyuta geçmesine katkı sağlar. Bugün “ya çay olmasaydı, hala gurbette ekmek peşinde koşuyor olacaktık” diyen bizlere çaycılığımız kolay miras bırakılmadı. Önceki yazımda yer verdiğim birebir ilk ağızdan edindiğim bu safhalara ait birkaç örneği özellikle aktarmak isterim. Çayeli Limanköy’lü bir amcadan Zihni Derin’in Cumhuriyetin ilk yıllarında Rizeliye çayı kabul ettirebilmek için ne denli zorlandığını, babasının destek veren az sayıdaki kişilerden biri olduğunu ve babasından duyduklarını dinledim. Aynı şekilde Bülent ve Kenan Bıyık kardeşlerin dedelerinin “çay tarımını vatandaşa benimsetmek için yaptıkları çalışmaların” belgesini Rize’nin arşivini tutanlardan Recep Koyuncu’ya teslim ederlerken yanlarındaydım. Av. Ayşe Yıldız Cervatoğlu, bir makaleme yaptığı yorumda (katkıda) diyor ki: ”O zamanlar Fındıklı, Artvin’e bağlıydı ve babam il encümen azasıydı. Fındıklı çok fakırdı, fındıktan başka bir şey yoktu. Çay da sadece Rize iline verilmişti ve tam o sırada sahil yolu da açılmıştı. Bizimkilerin emekleriyle Bakanlar Kurulu kararı ile Fındıklı çaya kavuşsun diye Artvin’den alınıp Rize’ye bağlandı ve çay dikme hakkı verildi. Ama kimse babamı dinlemedi ilk zamanlar ekim yapmak için. Babam Rize ve Rusya’dan getirttiği çay fidelerini dikerken sadece Hasan Tahsın Cervatoğlu’nun amcası Ali Faik Cervatoğlu babamı dinledi ve çay ekti. Üç yıl sonra yaş yaprağı satıp parasını alınca arkasından bütün köy çay ekti.” Rize Lisesinin kıdemli mezunlarından Yaşar Baş, “Rize'de çay ekimi ve bitkisinin ekiminde zorlanan Zihni Derin’in konuya hal çaresi bulmak için hazırladığı kanun teklifini bakanlık kanalı ile meclise sunduğunu” ilk ağızdan anlatır. Ali Osman Tarakçı hemşerimde sayfama, “Kırklı yıllar, Rize’de toprak az, vatandaş bahçesine yiyeceği ekmek için mısır ekiyor. Çay kaç senede yetişecekte para kazandıracak düşüncesi ile kimse çay ekmek istemez. O zaman devlet der ki, kim bir dönüm çay ekerse ona üç yüz lira veriyorum ve parayı sattığım çaydan taksitle keseceğim. Bunu duyan köylü bozyer dediğimiz mısır ekilmeyen yerlere çay ekti. Zamanla çaydan para kazandığını görünce de daha güzel tarlalara, hatta mısırları sökerek çayı ekmeye başladı” diye yazdı. Örnekleri, anekdotları elbette çoğaltmak mümkün. Belli ki çay tarım ve endüstrisine geçişimiz, başlayışımız kolay olmadı. Merhum Zihni Derin’e karşı vefasızda sanki bin bir emekle tesis ettiğimiz yeşil altınımıza karşı duyarlı mıyız ki! Geçen ay ki Rize seyahatimde çaycılığımıza dair gözlemlerimin endişelerimi epey pekiştirdiğini de üzülerek yazmak durumundayım. Kamu, özel sektör, siyasetçi, sözüm ona STK’lar, müstahsiller, yerel medya kamuoyunun endişe ile beklediği çay kanunu, kaçak sağlıksız çaylar, borsa, fiyat, gübre, budama velhasılı düşen kalite mevzularını ehh kabilinden tartışırken dün makasla bugünde motorla çay hasadı nedeniyle ömürleri daha kısalan, verimleri düşen tamiların (çay bitkimizin) çok geç kaldığımız yenilenmeleri sürecini göz ardı etmişiz. Çay tarım ve endüstrisinin lokomotifi Çaykur’un sanki sahne arkasına alındığı çayımız, çaycılığımız için tehlikenin kapımıza dayandığını düşünüyorum. 2022 yaş çay sezonunda farklı nedenlerle rekoltenin de düşük olması ile üretim tüketimi karşılayabilmekten çok uzak. Görünen o ki gelecek yıla kalmadan üstelik gümrük duvarlarını çok çok yumuşatarak kuru çay ithal edeceğiz. Zira ekstrakla (!) kaliteli sınıfa dahil edilerek bu yıl üretebileceğimiz kuru çay azami 250 bin ton. Bu da kişi başı 4 kg olduğu açıklanan iç tüketimi karşılayabilmek için asgari 100 bin ton kuru çay ithal edilecek olması anlamına geliyor. Devamında da çoklarının dile getirdiği “zaten çaycılığımız için istenen durum bu” cümlesi aklıma geldikçe hemşerilerim için, yörem için üzülüyorum, endişeleniyorum. Çayı bizlere miras bırakmış merhum Zihni Derin’in ismini Ziraat Çay Bahçesinin dışında Rize’nin vitrin mahiyetinde ki önemli bir tesisine de verilmesi gerektiği konusunda dileğimi tekrarlayarak geç kalınmış olsa da (zararın neresinden dönersen kardır misali) onun adını da yaşatacak Türk Çaycılığının sürekliğinin sağlanması konusunda sadece tebliğ yayınlamak amacıyla değil uygulanacak kararların alınacağı, siyasetçilerin rol çalmadığı, çaya dair bilgiye dayalı fikri olanların dahil olacakları çalıştaylar, sempozyumlar yapılmasını bir müstahsil, bir aydın olarak karar merciindekilerden talep ediyorum. Bu vesile Muğlalı hemşerimiz merhum Zihni Derin’i minnetle, saygıyla, dualarımla anıyorum.

Çok söylediğim, yazdığım bir laftır, “çay ile direk ilgili olmasa da hemen her Rizelinin kursağında Muğlalı Zihni Derin’in payı vardır.” Merhum 57 yıl önce, 25 Ağustos 1965 tarihinde 85 yaşında vefat etmişti. Bugün onun ebediyete irtihalinin sene-i devriyesi.


Ne yazık ki birkaç vefalı kalemin dışında asıl konuya duyarlı olması gerekenlerin, çay endüstrisinin içerisinde olanların yine ahde vefa göstermediği bir sene-i devriye.


4 yıl önce de aynı duygularla kaleme aldığım yerel medyamızın neredeyse tamamında yayınlanan “VEFATININ 53. YILINDA HER RİZELİNİN EKMEĞİNDE PAYI OLAN MUĞLALI ZİHNİ DERİN AKLA GELMEDİ” başlıklı yazımdan bugüne maalesef her hangi bir gelişim yok.


Bin bir mücadele ve emekle, üstelik riskler üstlenerek Rize’de çaycılığı Ankara’nın gündemine aldıran, tohumdan ilk denemeleri başlatan, ardından kanununun çıkmasına öncülük ederek endüstrileşmesinde emeği çok olan, bölge insanının müstahsil ve iş gören olarak refahını artıran, neredeyse her evden bir veya birkaç ÇAYKUR emeklisinin çıkmasını sağlayan, çayı bizlere miras bırakan merhum Zihni Derin’in ismini yaşatma konusunda duyarsız, vefasız oluşumuzu dile getirmiştim o yazımda.


O, Rizeli değildi ama yılmadan verdiği mücadeleler sonucu Rizelinin yıllar sürecek ekonomik refaha, hatta zenginliğe kavuşmasını sağlayan, bu mücadeleyi verirken kendi ailesini ihmal edecek denli kıymetli bir vatansever ve ziraatçı idi.


Gel gör ki, çay ile direk ilgisi olmasa bile yedisinden yetmişine her Rizelinin yediği ekmekte hakkı olan bizden çok Rizeli, memleket sevdalısı bu idealist ziraatçıya bir teşekkürü, anma programını bile çok görüyoruz.


Rizeli için alternatifi olmayan Türk Çaycılığının bugün geldiği kritik dönemeçte adına festivaller, sempozyumlar düzenlenmesini beklerken sade bir anma programı dahi düzenlenmemesi üzücü. 40 yıl öncesine kadar Rizeli için yeşil yapraktan öte yeşil altın olan ancak son yıllarda her geçen yıl sürekliliği için daha çok endişelendiğimiz çaycılığımızı zamanında bin bir meşakkatle inşa eden Zihni Derin ve çevresinde ona inanan az sayıdaki gönüllü anma programlarını fazlasıyla hak etmektedir.


Milli Mücadele Hükümetinin kurduğu İktisat Bakanlığının ilk Tarım Genel Müdürü olan Zihni Derin, 1921 Nisanında farklı bakanlık temsilcilerinin katıldığı bir komisyon toplantısında Rize ve çevresinin huzurlu bir yaşama kavuşabilmesi için öncelikle insanların geçimini sağlayacak iş ve çalışma imkânına kavuşturulması gerektiğini karar merciindekilere benimsetir.


Zihni Derin, aldığı yetkiyle 1923 yılında Rize'ye gelir, bir dizi faaliyetler yürütür, Rize'de ziraat fen memurluğu yapan İbrahim beyi görevlendirerek Batum'dan bir miktar çay fidanı, tohumu hatta mandalina çeşitleri getirerek oluşturduğu örnek fidanlığa diktirir. Dahası kendisi de Batum'a giderek Ruslar tarafından kurulmuş olan çay bahçelerini, çay fabrikasını ve Astropikal Bitkiler Araştırma İstasyonu'nu inceler. Batum'a sipariş edilen 500 bin tohum fidan haline getirilerek halka dağıtılır. Ancak yereldekilerin sahip çıkmaması neticesinde bu teşebbüsünden sağlıklı sonuç alınamaz ama o dönemin Rize Mebuslarının desteğini alarak 6 Şubat 1924 tarih ve 407 sayıyla "Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun"un çıkarılması ciddi bir kazanç olarak tarihe düşer.


10 yıllık bir öğretmenlik serüveninden sonra 1937’de yeniden bakanlığa dönen Zihni Derin 1938'de Rize ve çevresinde kurulacak Zirai Teşkilatı’n Koordinatörlüğü görevine atanarak çay ekimi konusunda kaldığı yerden devam eder. Çay ekimi halka inememiş (Rizeli mesafeli) ama ilk harcını koyduğu birkaç yüz fidandan oluşan gayet güzel yetişmiş küçük bir bahçenin varlığı onu umutlandırır. Devamı da bu sefer gelir. 1946’da yaş haddinden emekli olduktan sonra da Tarım bakanlığının kendisine tahsis ettiği Bakanlık Koordinatörü sıfatıyla 5-6 yıl daha yılda birkaç kez Rize'ye gelerek çaycılığımızın gelişmesine, endüstriyel boyuta geçmesine katkı sağlar.


Bugün “ya çay olmasaydı, hala gurbette ekmek peşinde koşuyor olacaktık” diyen bizlere çaycılığımız kolay miras bırakılmadı. Önceki yazımda yer verdiğim birebir ilk ağızdan edindiğim bu safhalara ait birkaç örneği özellikle aktarmak isterim.


Çayeli Limanköy’lü bir amcadan Zihni Derin’in Cumhuriyetin ilk yıllarında Rizeliye çayı kabul ettirebilmek için ne denli zorlandığını, babasının destek veren az sayıdaki kişilerden biri olduğunu ve babasından duyduklarını dinledim. Aynı şekilde Bülent ve Kenan Bıyık kardeşlerin dedelerinin “çay tarımını vatandaşa benimsetmek için yaptıkları çalışmaların” belgesini Rize’nin arşivini tutanlardan Recep Koyuncu’ya teslim ederlerken yanlarındaydım.


Av. Ayşe Yıldız Cervatoğlu, bir makaleme yaptığı yorumda (katkıda) diyor ki: ”O zamanlar Fındıklı, Artvin’e bağlıydı ve babam il encümen azasıydı. Fındıklı çok fakırdı, fındıktan başka bir şey yoktu. Çay da sadece Rize iline verilmişti ve tam o sırada sahil yolu da açılmıştı. Bizimkilerin emekleriyle Bakanlar Kurulu kararı ile Fındıklı çaya kavuşsun diye Artvin’den alınıp Rize’ye bağlandı ve çay dikme hakkı verildi. Ama kimse babamı dinlemedi ilk zamanlar ekim yapmak için. Babam Rize ve Rusya’dan getirttiği çay fidelerini dikerken sadece Hasan Tahsın Cervatoğlu’nun amcası Ali Faik Cervatoğlu babamı dinledi ve çay ekti. Üç yıl sonra yaş yaprağı satıp parasını alınca arkasından bütün köy çay ekti.”


Rize Lisesinin kıdemli mezunlarından Yaşar Baş, “Rize'de çay ekimi ve bitkisinin ekiminde zorlanan Zihni Derin’in konuya hal çaresi bulmak için hazırladığı kanun teklifini bakanlık kanalı ile meclise sunduğunu” ilk ağızdan anlatır.


Ali Osman Tarakçı hemşerimde sayfama, “Kırklı yıllar, Rize’de toprak az, vatandaş bahçesine yiyeceği ekmek için mısır ekiyor. Çay kaç senede yetişecekte para kazandıracak düşüncesi ile kimse çay ekmek istemez. O zaman devlet der ki, kim bir dönüm çay ekerse ona üç yüz lira veriyorum ve parayı sattığım çaydan taksitle keseceğim. Bunu duyan köylü bozyer dediğimiz mısır ekilmeyen yerlere çay ekti. Zamanla çaydan para kazandığını görünce de daha güzel tarlalara, hatta mısırları sökerek çayı ekmeye başladı” diye yazdı.


Örnekleri, anekdotları elbette çoğaltmak mümkün. Belli ki çay tarım ve endüstrisine geçişimiz, başlayışımız kolay olmadı.


Merhum Zihni Derin’e karşı vefasızda sanki bin bir emekle tesis ettiğimiz yeşil altınımıza karşı duyarlı mıyız ki!


Geçen ay ki Rize seyahatimde çaycılığımıza dair gözlemlerimin endişelerimi epey pekiştirdiğini de üzülerek yazmak durumundayım.


Kamu, özel sektör, siyasetçi, sözüm ona STK’lar, müstahsiller, yerel medya kamuoyunun endişe ile beklediği çay kanunu, kaçak sağlıksız çaylar, borsa, fiyat, gübre, budama velhasılı düşen kalite mevzularını ehh kabilinden tartışırken dün makasla bugünde motorla çay hasadı nedeniyle ömürleri daha kısalan, verimleri düşen tamiların (çay bitkimizin) çok geç kaldığımız yenilenmeleri sürecini göz ardı etmişiz. Çay tarım ve endüstrisinin lokomotifi Çaykur’un sanki sahne arkasına alındığı çayımız, çaycılığımız için tehlikenin kapımıza dayandığını düşünüyorum.


2022 yaş çay sezonunda farklı nedenlerle rekoltenin de düşük olması ile üretim tüketimi karşılayabilmekten çok uzak. Görünen o ki gelecek yıla kalmadan üstelik gümrük duvarlarını çok çok yumuşatarak kuru çay ithal edeceğiz. Zira ekstrakla (!) kaliteli sınıfa dahil edilerek bu yıl üretebileceğimiz kuru çay azami 250 bin ton. Bu da kişi başı 4 kg olduğu açıklanan iç tüketimi karşılayabilmek için asgari 100 bin ton kuru çay ithal edilecek olması anlamına geliyor. Devamında da çoklarının dile getirdiği “zaten çaycılığımız için istenen durum bu” cümlesi aklıma geldikçe hemşerilerim için, yörem için üzülüyorum, endişeleniyorum.


Çayı bizlere miras bırakmış merhum Zihni Derin’in ismini Ziraat Çay Bahçesinin dışında Rize’nin vitrin mahiyetinde ki önemli bir tesisine de verilmesi gerektiği konusunda dileğimi tekrarlayarak geç kalınmış olsa da (zararın neresinden dönersen kardır misali) onun adını da yaşatacak Türk Çaycılığının sürekliğinin sağlanması konusunda sadece tebliğ yayınlamak amacıyla değil uygulanacak kararların alınacağı, siyasetçilerin rol çalmadığı, çaya dair bilgiye dayalı fikri olanların dahil olacakları çalıştaylar, sempozyumlar yapılmasını bir müstahsil, bir aydın olarak karar merciindekilerden talep ediyorum.


Bu vesile Muğlalı hemşerimiz merhum Zihni Derin’i minnetle, saygıyla, dualarımla anıyorum.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.