Yazı Detayı
03 Mayıs 2019 - Cuma 18:06 Bu yazı 728 kez okundu
 
MEB Külliyatı
Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
semsisahsi@rizeninsesi.net
 
 

Lise ve ortaokulu okuduğum okulun kütüphanesini hatırladım, kasvetli havasından olsa gerek,  çok gitmediğim bu kütüphanede çok sayıda kitap vardı. Eski adı, “Akpınar Öğretmen Lisesi”  olan  okulun  kütüphanesinden bahsediyorum ve bundan 25-30 yıl öncesinden. Duvarları komple raflarla çevrili idi ve o rafların içleri de çoğunlukla eski, kalın, siyah, ciltli kitaplarla dolu idi. Rafların en üstünde kalın kalın  ansiklopediler, alt raflara indikçe kalınlığı azalan, sırtlarında demirbaş kayıt numarası etiketi olan diğer kitaplar da vardı. Galiba en yukarda olanlar büyükler için, en aşağıdakiler de küçükler  içindi.  


Günümüzde gençler için internet nasıl cazipse, o dönemlerde de kütüphanelerdeki ansiklopediler bize öyle cazip geliyordu. Alfabetik sıraya göre dizilmiş ciltler dolusu ansiklopedileri alıp çevirir, bazen kısa kısa bilgiler edinirdik, bazen de sadece resimlerine bakarak keyiflenirdik. Bu şekilde bir oturuşta bir ansiklopedi bitirmişliğimiz de olmuştur. Aklımıza takılan, merakımızı cezbeden bir şey olduğunda ilgili cildi alır, o merakımızı giderirdik. Öğretmenlerimizin verdiği araştırma ödevlerini de hep o ansiklopedilerden yapardık. Bu kadar ilgi çekici olduğundan olsa gerek,  gazeteler promosyon olarak ciltlerle ansiklopedi dağıtırdı. Orta ve orta yaş üstü olanlar hatırlarlar, gazete kupüründen kupon kesip biriktirirdik o ansiklopedileri alabilmek için.  


Şimdilerde okul kütüphaneleri eskisinden çok daha farklı. Renkli renkli duvarlar, daha sade ve ergonomik raflar, konforlu sandalyeler, geniş, sessiz, ferah alanlar, raflarda güncel yayınlar, kalın ve  ciltsiz olmayan kitaplar, içeri girdiğinizde içinizi ferahlatacak, oturup okuyasınız gelecek şekilde tasarlanmış modern mekanlar haline gelmiş; yani evrim geçirmiş kütüphaneler.  Tabii o zamanlarda bizlerin ilgisini çekmiş olan o ciltler dolusu ansiklopedilerin şimdilerde geri dönüşüm için kullanıldığını söylememe gerek yok sanırım… Uzun bir giriş oldu ama, aslında  konumuz bu değildi. 


Teşbihte hata olmazmış derler ya, Milli Eğitim Bakanlığımızı cilt cilt ansiklopedilere benzetiyorum. Her bir Genel Müdürlüğü bir cilt olarak düşünüyorum. Her bir ciltte ilgili Genel Müdürlüğün kanunları, tüzükleri, yönetmelikleri, yönergeleri, genelgelerinin olduğu  23 ciltlik bir MEB Külliyatı adeta. 


Bu külliyat; hemen her cildi ve her cildin içerisindeki mevzuatı farklı tarihlerde yayımlanmış, farklı tarihlerde değişikliğe uğramış, bazı mevzuatın tamamı, bazısının ise bir kısmı iptal edilmiş, bazısı tamamen yürürlükten kaldırılmış, bir okuyuşta anlaşılmadığı için, yönetmelik, yönerge, genelge  ve  açıklamalara ihtiyaç duyulan ve bu şekilde  hacmi daha da artan bir mevzuat manzumesi gibi gözüküyor. 


Genel anlamda Milli Eğitimle ilgili yazılanlara, çizilenlere baktığımda sizi bilmem ama  bende oluşan algı maalesef bu. Teknolojinin baş döndürücü ve yetişilemeyen bir hızla ilerlediği bu çağda; nasıl ki  kütüphaneler evrim geçirmiş ve  bu günkü haline gelmişse, Milli Eğitim Bakanlığımızın da aynı şekilde bir evrime ihtiyacının olduğunu söylemek büyük laf olmasa gerek. Artık tarih olması gereken bu “MEB Külliyatı”nın içinde, eskimiş, güncelliğini yitirmiş, kullanışlı olmayan ve kullanılmayan ne varsa tamamı, çok kısa bir zaman içerisinde revize edilmezse, zaman maalesef aleyhimize işlemeye devam edecektir. Aslında bu külliyatın  tamamını geri dönüşüme gönderip dijital bir dönüşüme geçilmesi daha akıllıca olacaktır.  Çünkü, değişen sadece zaman değil, her şey değişti, ihtiyaçlar da değişti. Şunun çok iyi bilinmesi gerekir; yeni yetişen neslin kullandığı teknoloji, Milli Eğitim Bakanlığımızın mevzuatının bir çoğunun yazıldığı, yürürlüğe girdiği dönemdeki neslin hayal bile edemeyeceği düzeydedir. Dolayısıyla o zamanların bakışıyla günümüzü yönetmek, geleceğe şekil vermeye çalışmak, beyhude bir çabadan başka bir şey değildir. Umutla beklemekteyiz… 

 

 
Etiketler: MEB, Külliyatı,
Yorumlar
Haber Yazılımı