Yazı Detayı
27 Mayıs 2019 - Pazartesi 18:02 Bu yazı 317 kez okundu
 
Lüküs Hayat
Ceyhun KALENDER
ceyhun@rizeninsesi.nET
 
 

“İki tane otomobil 


Biri açık, biri değil 


Aşçı, uşak, hizmetçiler 


Dolu mutfak, dolu kiler 


Hey 


Lüküs hayat, lüküs hayat 


Bak keyfine yan gel de yat 


Ne güzel şey 


Oh ne rahat 


Yoktur eşin lüküs hayat” 


Cemal Reşit Rey tarafından bestelenmiş operadan kısa bir bölüm... 


Lüküs Hayat, Türk toplumunun Batı ile yüzleşmesini ve bu konudaki ölçüsüzlüğünü anlatıyor. 


Ancak günümüzdeki “Lüküs Hayat” ise biraz daha farklı… Şatafat ve israf yönünden benzese de, daha acımasız… 


Gün geçmiyor ki yeni bir haber çıkmasın; belediyenin trilyonluk arabaları, Diyanet’e lüks zırhlı araç, valinin 1.5 milyonluk Audisi… Daha niceleri…  Saymakla bitmez. Gücü 300 beygir, 5 bin beygir… Mübarek sanki binmek için değil! Tank gibi… 


Ancak Türkiye ciddi bir ekonomik kriz yaşarken kamuda tasarrufa gidileceği belirtilmişti. 


Dünyanın en büyük araba üreticisi ülkelerinden birisi olan Japonya’da, devletin elindeki makam aracı sayısı çok sınırlı… 


Yine dünyanın en zengin ve güçlü ekonomilerine sahip Almanya’da resmi araç sayısı Türkiye’nin 8’de biri düzeyinde. Almanya’da eyaletler var. Bazılarının ekonomik büyüklüğü Türkiye’den çok fazla.  Bu  eyaletlerdeki  hükümet üyelerinin çoğunun makam arabası bile yoktur. Ama Türkiye’de bakanlardan vazgeçtik danışmanların altında bile lüks, çoğu da ithal makam arabaları.  


Maalesef makam aracı kullanan bürokratlar arasında bayram, cuma ve öğle namazlarına bile makam arabası ile gidenler var. 


Bunun neresinde tasarruf? 


Sanıyorum tasarruf sadece halka… İdarecilerde olacak değil ya!.. İtibardan tasarruf edilir mi?  

 

Peki daha gelişmiş Avrupa ülkelerinde lüks araç konusunda tasarruf yapılırken ülkemizdeki bu savurganlığın sebebi ne? 


Demokrasiyle yetki sahibi olanlar, demokratik yolları tıkıyor, etrafına adeta bir duvar örüyor; kendisini denetleyebilececek kurum ve kişileri devre dışı bırakıyor.  


Belki bu savurganlığı insanlar kendi aralarında konuşabiliyor, insanlar içten içe homurdanıyor ama bir türlü, kral çıplak, diyemiyor. 


Çünkü  biliniyor ki, doğru söyleyeni dokuz köyden kovuyorlar. Bu hal, kanıksandı artık. Gerçekten de doğru söyleyen kişi, toplumsal düzeni bozan, huzursuzluk çıkaran olarak görülüyor.  


Herkesin bu yapı içinde kendini daha iyi bir yerde konumlandırma beklentisi ve çabası olduğu sürece, bu sistem düzelecek gibi değil.  


Malesef, bu yapıda zincirin en son halkası,  sistem  icinde her  zaman pasif  konumda yer alanlar,  menfaat paylaşıminda  kendilerine  hiçbir zaman  sıra gelmeyecek  olanlar bile bu  savurganlık ve  hukuksuzluk  sisteminin en ateşli savunucuları olabilmektedirler. 


Herşeye rağmen, kral çıplak, diyebilecek cesareti olanlar, dokuz köyden kovulacağını bilerek doğruyu söylemeye devam edenler azımsanmayacak sayıda... 


İşte onlara selam olsun.  


Onların sayesinde, insanlık ateşi ve adil bir ülke ümidi hiç sönmeyecek. 


O zaman geleceğimiz için, ülkemiz için, çocuklarımız için  haydi hep beraber söyleyelim; "Kral çıplak!  Bütün savurganlıkların, hukuksuzlukların canı cehenneme!  


Peki, bunu başaramazsak ne olacak? 


Ne olsun, böyle geldi, böyle gidecek. 

 
Etiketler: Lüküs, Hayat, , ,
Yorumlar
Haber Yazılımı