Haber Detayı
30 Haziran 2015 - Salı 10:43 Bu haber 329 kez okundu
 
Üzüntü Duygumuzu Kuran-ı Kerim Işığında Yönetmeliyiz (4)
Diğer Haberi
Üzüntü Duygumuzu Kuran-ı Kerim Işığında Yönetmeliyiz (4)

ÜZÜNTÜ DUYGUMUZU, KURAN-I KERİM IŞIĞINDA YÖNETMELİYİZ(4)

K- “Allah’tan Geldik Ve Ona Döneceğiz” Ayetini Düşünmek, Üzüntü Ve Stres Veren Şeylerin Etkisini Azaltır, Bazen Ortadan Kaldırır.

Ölüm, hastalık, felaketler, kişilik ve aile sorunları, gönül meseleleri, ekonomik problemler, vb. ne olursa olsun, etkisi kalbimizde duygu, zihnimizde düşünce olarak bizi etkisi altına almaktadır. Bazen yakınlarımızdan bile duyduğumuz bir söz günlerce aklımızdan çıkmaz, bazı insanları yataklara bile düşürebilir...

//

Bu kutsal-büyük söz; kalbi ve zihni, en az onlar kadar neden etkisi altına alamasın ki?

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” (Bakara Suresi / 156) "O’ndan geldik O’na döneceğiz."

O, düşündüğünüzde sizi üzen, sıkıntı ve üzüntü veren şey ne ise; yukarda diyalog önerisinde bulunduğumuz gibi, o size üzüntü veren şeyle bire bir konuşmalı ve “Rabbimin emriyle geldiysen hoş geldin sefa getirdin. Biliyor musun, ben de ondan geldim! Beni O’na götürmeye mi geldin? Ama bil ki; O’nun emri ve izni yoksa sana paçamı kaptıracak teslim olacak değilim, dimdik ayaktayım ve iyi bir insan olarak çevreme hep iyilik yapmaya kararlıyım!".

Bu arada dudağınızın bir kenarına bir de bir hüzün tebessümü kondurmalısınız!

Hüznünüz; Rabbe iştiyakınızı... Tebessümünüz de; başınızdaki bütün sıkıntıları temsil etmeli. Her üzüldüğünüzde, sıkıldığınızda (tebessüm repliğinizle) bu düşünce ve davranış şeklini mutlaka ama mutlaka tekrar etmeli ve değişimi görmelisiniz.

Üzüntü veren her belaya tevekkül etmeli, feryat etmeyi bırakmalı. Çünkü feryat etmek, bunalımlar yaşatır, belayı ve stresi arttırır. Huzur ve sefa ise bela ve sıkıntı vereni bulmakla kazanılır. Hüzün veren şeyin yüzüne gülmeli ki, o da gülsün, küçülsün, huzura dönüşsün ve yüzümüzü de güldürsün! Biz sıkıntının ve üzüntünün yüzüne güldükçe; o, küçülür, değişir ve o da güler.

Eğer siz gülümseyemiyorsanız, size bu mektubunda gülümsemekten bahseden Gönül Erleri ile buluşmalı, programlarına katılmalı, güzel dostluklar kurmalısınız..!

Düşünün ki; canınızı kendisi için seve seve vermeyi düşünebildiğiniz bir yar var! Bu ister Leyla, ister Aslı, ister Şirin olsun, isterse başka biri. Bir gün karşınıza üzerinde eski-püskü, yırtık-pırtık, kirli bir elbiseyle, çar çapul çıkıyor... Siz o güzelden, o gönlünüzün sultanından vazgeçer misiniz? O’na olan ilginizden, sevginizden, aşkınızdan ve onu iştiyakla arzulamaktan geri durur musunuz..?

Üzüntü ve sıkıntı veren olaylar her zaman, her yerde karşınıza çıkabilir. O üzüntü veren olayların içinden; güzellikleri bulma, görme durumunda olmalı ve çerçeveye takılıp kalma yerine, esas resmin içerdiği manalara yoğunlaşabilmeliyiz.

Üzüntü ve sıkıntılar bazen bir ikaz ve peşin bir ceza olarak da değerlendirilebilir. Günahlardan kaçan insanlarda da sıklıkla yaşanır...

Alıştığımız bir ibadeti, okumayı veya bir iyiliği aksattığımızda, hayırlı bir işimizi veya bir sosyal faaliyetimizi ihmal ettiğimizde, "biraz da ben de dinleneyim" deyip, tembellik yaparak rahatımızı düşündüğümüzde, bir şefkat tokadı gibi, bu tür sıkıntı ve üzüntü veren bir olayla karşılaşabiliriz, ya da durağanlığımızdan çokça sıkılabiliriz.

Rabbe teveccühten, hatalarımızdan dönmekten ve iyi işlere yönelmekten daha güzel ne olabilir ki? Bu durumda üzüntü ve sıkıntıyı, ekolojik dengenin sağlanması gibi, ruh atmosferimizdeki dengenin bozulmasına karşı bir düzenleme ve denge kazandırma durumu olarak da değerlendirebiliriz. Aşırı gülmelerimiz karşısında, kendimize gelir ve “Estagfirullah ya Rabbi!” diyerek durumumuza tepkimizi gösteririz.

Sıkıntı ve üzüntü, adeta Rahmani bir iç savaş teklifi olarak görülmelidir. Nefislere ve şeytana (ve onun uşaklarına) karşı, İslam yolunda savaş vermeyenler; iç savaşlarıyla yüz yüze kalırlar. Bu bir lütuf olarak değerlendirilebilir. "Allah (cc.) bizi-bizimle, nefsimizle baş başa, uyuşuk, tembel, bedenine düşkün, zevk içinde yaşayan biri olmamızı istemiyor ve böylesi sıkıntılarla bizi uyarıyor" diye düşünmek size ayrı bir metanet verecektir...

Bu, yaklaşım şekli Kur'an-ı Kerim'de vurgulanır. Önceki milletlere doğru yoldan yan çizdikleri durumlarda; fakirlik, hastalık ve çeşitli sıkıntılar verilmiş, uyarılıp, dönüş yapmaları için mühlet tanınmıştır. Dönenler kurtulmuş, dönüş yapmayanlar da cezalandırılmışlardır... "İnanıp da iyi işler yapanlara gelince -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- işte onlar, cennet ehlidir. Orada onlar ebedi kalacaklar." (A'raf Suresi- 42)

Üzüntü, bazen de üzüntüye sebep olan yollarla çözülebilir. Sağlıklıca düşünülecek olursa, üzüntünün sebepleri üzüntünün giderilmesi için doğal çare dahi olabilir.

Boş boş oturmak, hayalde tiyatro diyalogları geliştirmek insanı her zaman avutamaz, hatta bazen de zarar verebilir. Zihin meşguliyetten sınırsız zevk alır ve bizim üzüleceğimizi de pek düşünmez. Kendimizi üzmemek için, zihnimizi yararlı rutin faaliyetlere alıştırmalıyız. Her hafta birkaç dost sohbeti, çay toplantıları düzenlemeli, ihtiyaç sahiplerine malzeme taşıma gibi... İnsanlar eğlence geceleri düzenlerler de üzüntü gecesi hiç düzenlenmez. Oysa haftada bir kaç hüzün gecesi yararlı olabilir. Tabi ki bu, gelin üzülelim anlamında değil, gelin ruhumuza, kalbimize, aklımıza gıda sunalım, enerji yükleyelim de üzüntülerle baş edebilecek donanıma kavuşalım anlamına gelmektedir.

M- Sıkıntı Ve Üzüntü, Aslında Ruhun Doğal Tepkileridir.

Üzüntü; Mevlana’nın "ney"i gibi inlemesi, aç kalan bebeğin ağlaması, gibi ihtiyaç feryatlarıdır. Ruhlar âleminden gelmiş olan ruhlarımız, bu ten kafesine hapis olmuştur. Bedenin ihtiyaçları gibi onun da ihtiyaçları vardır. Manevi gıdası ihmal edilince, sadece beden zevkleri altında ezilince, huysuzlanmakta, bu da bedene sıkıntı olarak yansımaktadır. Hem ruhlar âlemine duyduğu özlemini, hem de ruhsal ihtiyaçlarını, bu sıkıntı iletileriyle dile getirmektedir. Ruh, bazen kalbimizin güvercin kanadına benzer şekilde pır pır etmesi ve titremesi gibi, tepki mesajlarını böyle sıkıntı ve üzüntülerle iletmektedir. Bu tepkisini susturmak için, denize koşar gibi günahlara dalmak, onu boğarak susturmak anlamına gelir.

Çözüm; ruhumuzun gerçek hasretini dindirecek ve ihtiyaçlarını giderecek okumalara, dinlemelere, ibadet, dua ve hizmetlere yönelmektedir. Beden dilimizi çözmeye çalışan kitaplar olduğu gibi davranış bozukluklarını inceleyen ilim adamları da vardır. Ruh dilimiz de iyi irdelenir, dili çözülmeye çalışılırsa, psikolojik pek çok rahatsızlığın tedavisinde büyük kolaylık sağlanmış olacaktır.

N- Üzüntü, Sıkıntı Ve Stresin Üstesinden Gelmenin Belki De En Kalıcı Ve Etkili İlacı Namaz'dır Diyebiliriz.

Üzüntü ve sıkıntının en etkili ve kalıcı sebebi günahlardır. Günah demek aslında "ruhun ekolojik dengesinin bozulması" demektir. Tertemiz vicdan sayfasına bir lekenin damlaması demektir. Namaz ise insanın iç dünyasını kirletecek olumsuzluklardan uzak kaldığı ve ruhuna gerçek bir denge kazandırdığı tek platformdur. Namaz olumsuz duygu ve düşünceleri üreten bataklıkları kökünden kurutma eylemidir. Ayetlerde sıkça geçen Takva, genel anlamda Allah’ın (cc.) emirlerine uymak yasaklarından kaçmak olarak özetlenebilir. Bu, bir insanın sürekli olumlu duygu, düşünce ve davranışlar içinde olduğu, olumsuz duygu, düşünce ve davranışlardan uzak kaldığı anlamına da gelebilir. En basit örneğiyle namaz; ayetin ifadesiyle insanı her türlü fuhuştan ve kötü görülen şeyden uzak kalmaya alıştırmaktadır.

"(Resulüm!) Sana vah yedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebut - 45). Her gün en azından 5 kez insan, elini kolunu, ayağını, dilini gözünü kulağını kötülüklere karşı bağlamaktadır. Duygu ve düşünce olarak da insan namazda kötülüklerden arınır. Namaz esnasında kötülük yapamayan insan, sürekli her gün beş zaman diliminde bunu tekrar edince, bu bir alışkanlık haline gelmekte ve namaz sonrasında da etkisi devam etmektedir. Benzer olayı oruç için de düşünebiliriz. Böyle ruh eğitimi almış, duygu ve düşüncesi ve organları üzerinde denetim sağlamayı öğrenmiş insanın, üzüntü ve sıkıntı duygusu üzerinde disiplin sağlaması da kolay olabilecektir.

O- Üzüntü Ve Sıkıntının, Diğer İlacı Duadır. Dua Da Namaz Gibi Etkilidir.

Dua, özellikle de insanlardan uzak, çoğunlukla tek başına Allah (cc.) ile baş başa iken, içtenlikle yapıldığında daha bir başkadır... Olumsuz duygu ve düşüncelerin ruhta meydana getirdiği arızaların giderilmesinde de çok etkili olur. Dua vücuttaki rejenerasyon sistemini harekete geçirebilir. Özellikle kalp ve vicdan merkez üstünde istemenin ve ısrarla yapılan duanın, evreni aşarak titreşimler meydana getirmemesi, varlığımızda bir değişime yol açmaması mümkün değildir. Bir de bunu, cehennem alevlerini söndürecek güçte görülen gözyaşlarıyla taçlandıranlar, duanın etki gücünü çok iyi anlayacaklardır. Peygamberimizin bu konuda çokça ettiği bir duayı tavsiye edebiliriz:

“Allahümme innî eûzü bike minel-hemmi vel-hazeni ve eûzü bike minel-acezi vel-keseli ve eûzü bike minel-cübni vel-buhli..”

"Allahım, tasa ve hüzünden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten sana sığınırım”.

Evet, üzüntü, korku, psikolojik rahatsızlıklar ve ilacı: Cömertçe; malla ve canla dış aksiyon... İbadet ve dua ile de iç aksiyon..!

Ö- Duygu Ve Düşüncelerin "Ta'dîl Edilmesi" Prensibini Öğrenmek Ve Uygulamak, Üzüntülerimize Karşı Son Derece Etkili Olabilir.

Düşündüklerimiz sonucunda, genellikle belli bir kısım duyguların bizde hâkim olduğuna şahit oluruz. Söz gelimi geçmişte bize sıkıntı veren bir olayı düşüne düşüne, onun bizdeki bir kısım üzüntü duygularını tetiklemesine sebep oluruz. Böyle bir tusunami türü duygu baskını karşısında güçlü setler örme durumunda olabiliriz.

İnancımızı, bilgimizi kullanır, düşüncemizi harekete geçirir, bir yandan o üzüntü veren olayın güzel yanlarına odaklanarak diğer yandan da bulunduğumuz andaki olumlu olayları ve durumları göz önüne getirerek, bize üzüntü veren o durumu ta'dîl etmiş, dengelemiş, deyim yerindeyse dezenfekte etmiş oluruz. Allah'ın hikmetlerini araştırabilir, "bunda da bir hayır vardır!" diyerek, o yönlerine yoğunlaşabiliriz.

Her olumsuz duygu ve düşüncenin karşısına mutlaka bir olumlu duygu ve düşünce çıkarma alışkanlığını kazanmak üzüntünün en etkili ilacı olabilir.

Bunu sağlamak üzere; her 5 kez, belli zaman periyotlarında, bir tedavi uygulaması gibi ruh dünyamıza doğrudan pencereler açan beş vakit namazın bu konudaki etkisini düşünmeli ve pratik yaparak da tatmalı, yaşamalı...

Yazının devamı gelecek,

Süleyman ALBAYRAK

Kaynak: Editör:
Etiketler: Üzüntü, Duygumuzu, Kuran-ı, Kerim, Işığında, Yönetmeliyiz, (4),
Yorumlar
Haber Yazılımı