Haber Detayı
25 Aralık 2011 - Pazar 18:51 Bu haber 260 kez okundu
 
Türkiye’nin Sureyi Politikası Esad’a değil Ümmete Zarar Veriyor
- Haberi
Türkiye’nin Sureyi Politikası Esad’a değil Ümmete Zarar Veriyor

    Türkiye’nin Sureyi Politikası  Esad’a değil Ümmete Zarar Veriyor Siyasi gelişmeleri, ekonomik krizleri, uluslar arası ilişkileri,savaşları ve diğer tüm cereyan eden hadiseleri hakim güç sahiplerinin inançlarından kaynaklı olduğu değerlendirmesini yaparsak aşırıya kaçmış olmayız. Siyasi gelişmelere, ekonomik krizlere, uluslar arası ilişkilere ve savaşlara Siyonizm Felsefesi çerçevesinde yapılan yaklaşım tarzlarını bazı akademisyen, gazeteci ve yorumcular  “geleneksel ve önyargılı” ifadesiyle  değerlendirse de, akademisyenler, yazarlar ve yorumcular “geleneksel ve önyargılı” olarak yaptıkları bu yorumlar  tarihin ve hakikatlerin üzerlerini örtecek kuvvette değildir. Çünkü; tarihi hakikatler ve deliller trafik tabelası gibi Siyonizm’i gösterirken aksinin ispatı mümkün değildir. Siyonizm’in temel felsefesini ve nihai hedefini kavramadan, gelişen olayları doğru değerlendirmek  imkansızdır. Tarihin apokrifal bölümleri tek tek ortaya çıkarken, Siyonizm bütün uygulamalarıyla kendini hissettirirken, nihai hedefe vuslat için gerekli tüm adımları pervasızca ve acımasızca atarken büyük ve şöhret sahibi akademisyen, yazar ve siyasetçilerimizin vuku bulan efali  demokrasi ve insan hakları zemininde değerlendirme gayretleri toplumda oluşan Siyonizm farkındalığını kırma  ve gerçeklerin üzerlerini setretme  amacını taşıdığı aşikardır. Bu değerlendirmeler, yazımızın mevzuuyla ilgili olmakla beraber tüm konularla da alakalıdır. Çünkü, cereyan eden tüm meselelerin özünü ifade etmektedir. “Demokrasi ve insan hakları” sözcükleri hakikatte, hakikati örtmek için bir mestureden ibarettir.  Yaşadığımız yüzyılın her çirkinliğini güzel gösteren, işgali bile haklılık mertebesine çıkartan sihirli sözcüklerdir, demokrasi ve insan hakları. Bu girizgahtan sonra yazımızın konusuna dönelim. “Arap Baharı” Libya’dan sonra Suriye dönemini yaşıyor.  Aslında orta doğu, Türkiye’nin 2002 yılından bugüne kadar savaşsız ve kansız olarak  yaşadığı değişimi   “Arap Baharı” operasyonuyla gerçekleştiriyor. Orta doğu ülkeleri Türkiye’nin ağabey olarak görev aldığı yeni sisteme  uygun hale getiriliyor. Yeni sistem! Anglosakson laisizmi.  Devamında Irkçı Emperyalizmin kontrolünde Hilafet Şurasının kurulması. *** Türkiye dış politikada başarılı olarak gösterilmeye çalışılsa da somut bir başarısızlık içerisinde olmakla beraber çelişkiler yumağının tam ortasındadır. Önce, Nato’nun  Libya’ya müdahalesine şiddetle karşı çıkan Başbakan, sonra bir hafta gibi kısa bir sürede Nato’yla beraber Libya’ya girdi.  Şimdi aynı çelişkiyi Suriye’de yaşıyor.  Altı ay evveline kadar Esad’la sarmaş dolaş iken bugün ABD’den daha ileri derecede Esad karşıtı. Türkiye’nin tuhaf, tezat  ve değişken yaklaşım tarzları “neden” ve  “ yeni görevler mi yüklendi” sorularının zihinlerde oluşmasına sebep oluyor. *** Belirttiğimiz gibi, Türkiye altı ay evveline kadar Suriye ile arası çok iyiydi. Bir çok anlaşma imzalanmıştı. Hatta tek seferde 50 küsur anlaşmanın imzalandığına şahit olmuştuk.  Fakat bugün gelinen noktada Türkiye Esad yönetimine savaş açmış, ABD’nin kuklası olan Şeyh Arur’un kontrolünde ki güçlere destek olmaktadır.  Aslında Başbakan, Libya benzeri bir müdahalenin  Nato tarafından Suriye’ye yapılmasını istiyor. Başbakanın bu arzusunu adalet, zulüm ve insaf çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. Nato Libya’da, 20 bin sorti 7500 hava saldırısı düzenledi.   Gayrı resmi rakamlara göre bu saldırılarda 2 bin sivil Libyalı öldü, 5 bine yakın sivil yaralandı. Yaşanan iç savaşta ise, 15 bin kişi hayatını kaybetti. Nato her gün  yeni bir katliama imza atıyor. Afganistan’da gerçekleştirilen son ölümler 2001’den bu yana en yüksek rakamlara ulaştı. Nato’nun Bosna’da yaptığı katliamlar unutulur gibi değil. Gittiği yerlere barış yerine savaş götüren, iç savaşı destekleyen, uluslar arası şer odaklarının kuklası olan ve ölüm makinesi gibi çalışan,  uluslar arası terörü ve kargaşayı  destekleyen resmi organizasyon konumunda olan Nato’yu,  son Libya olayının gerçekleri henüz zihinlerde iken Suriye’ye çağırmak veya müdahale etmesini  ima yoluyla desteklemek ve arzulamak insaf ve adaletle izahı mümkün olmadığı gibi  tutarlı dış politika ve komşularla sıfır sorun projesiyle tam olarak zıt düşmektedir. *** Türkiye ve Ürdün’ün ortaklaşa Suriye’nin içinde tampon bir bölge oluşturacağı haberini ilk duyuran Lübnan’da yayın yapan The Daily Star Gazetesi oldu. Haberde Ürdün ve Türkiye, Suriye’nin  iki ayrı bölgesinde sivilleri koruma amaçlı tampon bölgeler  oluşturacağı  bilgisi verilirken, bu bilgi Arap ve Batılı diplomatlara dayandırılıyordu. Bu tampon bölgenin sivilleri koruma amaçlı oluşturulacağı  ifade edilse de asıl amaç Esad’a baskı oluşturmak ve Kuzey Irak’ta gayrı resmi oluşturulan, İsrail’in kuklası devletin Akdeniz ile irtibatını sağlamaktır. The Daily Star Gazetesi’nin bu haberinden birkaç gün sonra Paris’te yapılan toplantıda, Suriye’nin kuzey ve güneyinde güvenlik bölgelerinin oluşturulması kararlaştırıldı. Görülüyor ki, Suriye konusunda  Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya, Türkiye, S. Arabistan, Katar, Kuveyt, Mısır, Ürdün, Arap Birliği ve Nato koordineli hareket ediyor.  Bu tablo orta doğuda hakim kılınmak istenen yeni sistemin kısa zamanda bölgede yaygınlaşacağı ve hakim olacağının en belirgin delilidir. Aynı zamanda bölge ülkelerinin bu projenin hakimiyetinin destekçisi olduklarının da en bariz işaretidir. *** Nato’nun Türkiye’ye,  Suriye’ye tampon bölge oluşturmak için  görev verdiği  görülmektedir. Suriye kaynaklarından Press Tv’ye yapılan bir açıklamada, “Amerika’nın Suriye’de ki yönetimin yıkılması için yurt dışındaki diplomatik misyonlara saldırıların da dahil olduğu kapsamlı bir strateji izlediği, yurt dışında ki muhaliflerin Suriye’nin diplomatik temsilcileri olarak  görevlendirileceği ve bunlarla bağlantılı olarak ülke içinde terörist saldırıların düzenleneceği” ileri sürüldü. Press Tv’de çıkan bu habere müteallik olarak FBI Eski Ajanı Sibel Edmonds’un “Özgür Suriye Ordusu’na mensup Suriyeli silahlı resjim muhaliflerinin, Türkiye’nin Hakkari ilinde  Nato ve ABD güçleri tarafından eğitiliyor.  Amerikanın İncirlik’te ki üssünden, Türkiye sınırından Suriye’ye silah sokuyor ve finans desteği sağlıyor” açıklamasını ve Dış İşleri Bakanı Davutoğlu’nun Fransa Dış İşleri Bakanı Alain Juppe ile Ankara’da yaptıkları görüşme sonrası basına yaptıkları açıklamayı değerlendirdiğimizde, Suriye’ye önce ekonomik yaptırım, akabinde ise fiili müdahalenin olacağını söylemek kehanet olmaz. Şunu ifade etmek gerekir ki, Türkiye orta doğu konusunda batılıların takındığı tavrın benzerini takınması önümüzde ki dönemde Türkiye’yi yalnızlaştıracak, zarara uğratacaktır. Türkiye’nin bu tavrı sadece Türkiye’ye değil,  ümmetin birlikteliğine de en büyük zararı vermektedir.
Kaynak: Editör:
Etiketler: Türkiye’nin, Sureyi, Politikası, Esad’a, değil, Ümmete, Zarar, Veriyor ,
Yorumlar
Haber Yazılımı