Haber Detayı
09 Ekim 2011 - Pazar 18:59 Bu haber 268 kez okundu
 
Türkiye Cumhuriyeti Kurulurken ve Cumhuriyet Dönemi Sergilenen Entrikalar
- Haberi
Türkiye Cumhuriyeti Kurulurken ve Cumhuriyet Dönemi Sergilenen Entrikalar

    Türkiye Cumhuriyeti Kurulurken ve Cumhuriyet Dönemi Sergilenen Entrikalar Milli Mücadele neticesinde, Osmanlı’nın küllerinden yeni devletin kurulması ile işler bitmiş olmuyordu. Aslında işler yeni başlamıştı. Ancak 15 sene boyunca sürekli harp edenler yeni devletin kurulması ile bir nebzecik bile olsa nefes almak için izin istediklerinde, yerine hemen harbe girmeyip geride kalanlar kadrolara yerleşerek  -ittihatçı zihniyetle - çalışmaların temelinde kadrolaşmaya başladılar. İttihatçı dönme unsurlar, bütün bunları yapmakla yetinmediler. Yeni devlet kurulurken bu devletin, dış mihrakların etkisiyle, Müslümanlıkla bağlarının kesilmesine ayrıca özel bir önem veriliyordu. Nitekim onların bütün gayretleri en güzel şekilde şu tarihi gerçek ile izah edilebilir. İngiliz Sömürge Bakanı, parlamentoda Kur’an-ı Kerim’i eline alarak şu mealde bir konuşma yapmıştır: “Bu Kur’an Müslümanların elinde kaldığı müddetçe biz onlara gerçek manada hakim olamayız…” İşte bu gerçek sebepten dolayı Lozan müzakereleri esnasında Batılılar, bizimkiler ne derlerse desinler güvenmiyorlardı ancak barışın sağlanması hususunda, Türk heyetinde müşavir olarak bulunan ve batılılarla sürekli görüşen, Lozan anlaşması imzalandıktan sonra da Mısır’a Haham olan, Hayım Nahum kefil olup garanti verince bir anlaşmaya ulaşabildiler. İlim ve sanat konusunda insanlığı materyalizme sürükleyen 3 tane meşhur düşünür vardır; Durk Heim, Freud ve Darwin. Bunlar insanlığı materyalizme sürükleyerek mahvetmenin yolunu tutmuşlardır. Siyasi sahada da 3 tane aktör vardır. Bunlar; Theodor Herzl, Emanuele Carasso ve Hayım Nahum. İşte Lozan’da bizimkilere, batılılara karşı garanti veren kişi bu Hayim Nahum’dur. Bu kişi aynı zama yeni cumhuriyetin kuruluşunda yaptığı birçok gizli ve kirli faaliyetlerinden dolayı Türkiye’de kalma cesaretini gösterememiştir. Bunu, İsmet İnönü’nün kendisi, 24 Temmuz 1973 senesinde yaptığı bir televizyon konuşmasın da şu şekilde ifade etmiştir; “Benim Lozan’da en büyük güçlüğüm bize olan itimadı sağlayabilmekti. Bize hiçbir zaman itimat etmediler, biz de açık konuşamıyorduk, Çünkü halkın arzusuyla batılıların arzusu çatışıyordu. Bize dediler ki Lozan’a madde koyacağız. Kanunlarınızı kontrol edeceğiz. Biz memnuniyetle kabul ettik. Lozan’daki bu maddeyle, Adalet Bakanlığı’nda 10 sene müddetle birkaç müşavir çalışacak ve uygunluk konusunu tetkik edecekler. (Tıpkı bugün AB gibi)”   Yaklaşık üç sene sonra bu heyetler, ihtiyaç kalmadığı gerekçesiyle geri çekilmişlerdir. Diğer bir ifade ile Batılılar önce bize itimat etmediler ama itimatlarını kazanmak için çok uğraştık. Adalet Bakanlığı’na müşavirler gönderdiler ve bunlar üç sene boyunca gelişme ve çalışmaları tetkik ettiler. Tüm bunlar, bu dış mihrakların yeni devletin kurulmasında nasıl tedbirler aldıklarını açıkça göstermektedir. Bu dış mihraklar sadece siyasi sahada değil, ekonomi sahasında da yeni devlet kurulurken bir çok entrika yapmıştır. Bunları da yine İsmet İnönü  1973 yılında bir televizyon programında şu şekilde açıklıyordu: “Lozan Anlaşması esnasında edindiğim başlıca tecrübe, lord Curzon’un bana verdiği şu derstir; ‘ Memnun değiliz Lozan Anlaşmasının müzakeresinden. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Reddettiklerinizin hepsini cebimize atıyoruz. Harap bir memleket alıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız var. Bu parayı almak için gelip diz çökeceksiniz. O zaman, cebime attıklarımın hepsini çıkaracağım size... Hepsini vereceğim size…” Cumhuriyet Halk Partisi, başlangıçta cumhuriyeti kuran Kuvayi Milliye şuuruna sahip kadrolar tarafından kuruldu ise de zamanla İttihat ve Terakki Partisi zihniyetli kadroların eline geçti. Nitekim Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün illerdeki yetkilileri arasında, İttihat ve Terakki Partisi’nin eski il idare heyeti üyeleri aktif rol almışlardır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk dönemdeki tatbikatında, büyük oranla  bu zihniyetin adamları çeşitli Anadolu illerinin milletvekilleri olmuşlardır. O dönemlerde, milletvekilleri listeler halinde ilan ediliyordu. Zaten tek parti, ister seç ister seçme sonunda bu kişiler milletvekili oluyorlardı. Uzun süre Türkiye böyle bir yapıyla yönetildi. Bu böyle giderken II. Cihan Harbi çıktı. Bütün dünyada yaklaşık 20 milyon, Avrupa genelinde ise yaklaşık 5 milyon insan savaşta hayatını kaybetti. Bu korkunç savaştan sonra Batılılar bir araya gelerek savaşın sebeplerini araştırdılar. Neticede, tek parti idarelerinin faşist diktatörlükler oluşturduğunu ve diktatörlerin de halkı kolaylıkla savaşa sürükleyebildikleri sonucuna vardılar. Aslında II. Dünya Savaşı’nı, halkların diktatörlüklere karşı topyekûn mücadelesi olarak algılamak mümkündür. Dışımızdaki ülkelerde yaşanan bu gelişmeler, Türkiye‘ye “çok partili hayata gireceksiniz” baskısını getirdi. İşte, bu dayatma üzerine Türkiye’de de, 1946’da, çok partili hayata geçildi. Çok partili hayata geçildi ancak, yine de İttihat ve Terakki zihniyeti kontrolü elden bırakmadı. Yahudi okullarında yetişmiş bir İttihat ve Terakkici olan Celal Bayar’a Demokrat Parti’yi kurma görevi verildi. Dolayısıyla İttihat ve Terakki zihniyeti böylece, hem Halk Partisi’nde hem de Demokrat Parti’de devam ettirilmek istendi. Oynanmak istenen oyun, günümüzde ABD’deki siyasi oyunun bir benzeriydi. ABD’de Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti var. Ancak her iki partiyi de aynı görünmez güçler yönetiyor. Kısacası, ister demokratlar gelsin isterse cumhuriyetçiler, sonuçta politik Siyonistlerin dediği oluyor. Zamanla, Demokrat Parti’nin içersinden çıkan Mareşal Fevzi Çakmak ve arkadaşlarının (Prof. Dr. Vasfi Raşit Seviğ, Osman Bölükbaşı, Prof. Dr. Kemal Öner, Ahmet Tahtakılıç, Sadık Aldoğan, ...) kurduğu Millet Partisi (1948-1954), yine DP’den ayrılan 19 milletvekilinin Ekrem Hayri Üstündağ başkanlığında kurduğu Hürriyet Partisi (1955- 1958) gibi hareketler, bu çizgiyi kabul etmediler, ayrıldılar. Ayrı partiler kurdular ama onların içinde dahi bu çizgi önemli ölçüde bugüne kadar devam ede gelmiştir. Siyonizm ırk üstünlüğüne dayanan bir harekettir. Dünyadaki ırkçı hareketlerin temelinde Siyonizm bulunduğu gibi, ülkemizdeki ırkçı hareketlerin temelinde de bu İttihat ve Terakki zihniyetinin çalışmaları vardır. İttihatçı zihniyetin bürokrasiye yerleşmesi sırasında yaptıkları işlerden biri de, “üniversite reformu” adı altında, Tahir’ül Mevlevi, Mahsuni gibi bir çok alimleri üniversiteden uzaklaştırmak ve yerine hiçbir birikimi olma yan Ziya Gökalp gibi insanları Edebiyat Fakültesi’ne profesör yapmak olmuştur. Ziya Gökalp’in yanına da Tekin Alp’i (Moiz Kohen*) asistan olarak vermişlerdir. Tekin Alp, Emanuele Carasso’nun çalışmaları doğrultusunda yazılar yazıyor, Gökalp de bunları ders notu diye okuyor ve okutuyordu. Irkçılığı methedip duruyor. Alp ve benzerleri elbette ki bu çalışmaları Türk milletini çok sevdikleri için değil, Türkiye’ye zarar vermek için yapıyorlardı. İşte şimdi tüm bu tarihi süreç ile olaylara baktığımızda anlaşılıyor ki, Milli Görüş’ün dışındaki bütün partilerin zihniyetleri, bu stratejik çizginin çeşitli varyasyonu olan zihniyetlerdir. İstisnasız bütün partiler, tarihi sürecini ifade ettiğimiz bu tezgah içinde bilerek yada bilmeyerek var olmaya çalışan partilerdir. Örneğin AKP’nin iktidardaki söylemleri ve icraatları (dini referans almayacağız, IMF ile birlikte hareket edeceğiz, Irak’ı işgal eden kuvvetlerle beraberiz... vb. gibi) bu tezgah içerisinde aynı düzlemde aynı koordinatlarda yürüyeceğiz, anlamına gelir. Yani biz de onlardan bir tanesi olacağız demektir. Peki, bu çizginin temelinde yatan şeyler nelerdir? Bu çizginin, bu zihniyetin temelinde, Emanuele Carasso ve Theodor Herz hareket noktası olan politik Siyonizm veya “din /maneviyat düşmanlığı” vardır. Siyonistler, kendi ideallerinin gerçekleştirilmesinde İslam’ı en büyük engel olarak gördükleri için, düşmanlıkları İslam’adır, gayretleri de İslam’ı ortadan kaldırmaya yöneliktir. Basel Konferansı’nın kararlarını tekrar hatırlayalım; Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilecek, Osmanlı yıkılacak ve İslam 100 senede temelden değiştirilerek yok edilmiş olacak. Bugün yapılan İslam’ın içini boşaltma çalışmasıdır.. Lgıht İslam. Gayretlerinin temeli budur. Kaynaklar: 1- Siyonizm – İbrahim KARA 2- Stratejik Hedef – Mete GÜNDOĞAN 3- Gizli Dünya Devleti – Gerıyl Allan 4- Armegedon – Aydoğan VATANDAŞ 5- Paşaların Hesaplaşması,İstiklal Harbine Neden Girdik ve Nasıl Girdik – Kazım KARABEKİR 6- Lozan Zafer mi, Hezimet mi? – Kadir MISIROĞLU *Moiz Kohen (Tekin Alp)i başka bir yazımızda işleyeceğiz. Bilhassa Türklükle ilgi çalışmalarını.
Kaynak: Editör:
Etiketler: Türkiye, Cumhuriyeti, Kurulurken, ve, Cumhuriyet, Dönemi, Sergilenen, Entrikalar ,
Yorumlar
Haber Yazılımı