Haber Detayı
08 Temmuz 2011 - Cuma 19:03 Bu haber 153 kez okundu
 
SİVAS’TAN BAŞBAĞLAR’A DERİN BİR YOL (1)
- Haberi
SİVAS’TAN BAŞBAĞLAR’A DERİN BİR YOL (1)

    SİVAS’TAN BAŞBAĞLAR’A DERİN BİR YOL (1) Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde ve  Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan günümüze kadar geçen zaman da bir çok provakatif eylemler ve toplumsal kargaşalar yaşadık. Sultan Abdulaziz’in intiharı, 12 Mart 1909 vakıası, 1960 evveli öğrenci hareketleri, 1980 evveli sağ- sol çatışmaları, Abdi İpekçi, Musa Anter, savcı Öz vb.  suikastları, faili meçhul cinayetler, Maraş, Çorum olayları, Sivas ve Başbağlar katliamı, 28 Şubat evveli yaşanan akıl almaz hadiseler bunlardan sadece bir kaçı.  Bu ve buna benzer olaylar cereyan ettikleri dönem içerisinde hiçbir zaman anlaşılamadı ve olayların sebebi her zaman (hedef saptırmak için –bugün bu kanıya varıyoruz- ) farklı gösterildi. Sultan Abdulaziz’in ölümü o dönemde polis kayıtlarına intihar olarak geçmişti. Ama bugün bir cinayet olduğu inkar edilemeyecek bir hakikat olarak ortada duruyor. 1980 evveli sağ-sol çatışmaları yaşandığı dönemde iki grubun ideolojik ve siyasi kavgası olarak yazıldı ve çizildi. Fakat bugün iki kesiminde bir merkezden finanse edildiği ve yönlendirildiği biliniyor. 28 Şubat evveli yaşanan olaylar, Refah Partisi’nin iktidara gelmesi suretiyle, Türkiye Cumhuriyetini şeriat devletine  dönüştürmek isteyenlerin iktidardan güç almak suretiyle, yer altından yer üstüne çıkışı gibi gösterilmişti.  Ne yazık ki bu gün, o olayların anlatıldığı gibi olmadığı, Amerikan’ın talimatıyla NATO’ya bağlı olarak çalışan gizli bir yapılanmanın organizesi olduğu görülmüştür. 2 Temmuz 1993 Madımak olayının da bu olaylardan farklı olmadığını bugün delilleriyle çok net bir şekilde görmekteyiz. Dolayısıyla Türkiye bir yerlere sürüklenmek ve bir takım değerlerden koparılmak için seri bir şekilde tasarlanmış ve planlanmış bu olayları yaşamıştır. Sivas ve Başbağlar katliamları bu olaylardan sadece ikisidir. Bu yazımızda Sivas olaylarını incelemeye ve Sivas olayından üç gün sonra meydana gelen Başbağlar katliamının Sivas olayıyla bağlantısını çözmeye çalışacağız. 1993 yılı toplumu sarsan popüler olayların cereyanı açısından farklı bir yıldır. 24 Ocak 1993 yılında gazeteci- yazar Uğur Mumcu, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu ölür. Bu olay milleti derinden sarsar ve  500 binin üzerinde bir katılımla Mumcu son yolculuğuna uğurlanır. Aradan bir ay dahi geçmemiştir. Bu seferki hedef Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’tir. Orgeneral Eşref  Bitlis, 17 Şubat 1993 yılında helikopterinin düş(ürül)mesi sonucu şehit olur. 17 Nisan 1993 yılında Türkiye Cumhuriyeti  Cumhurbaşkanı Turgut Özal hala tartışılan bir ölümle dünyaya gözlerini yumar. Var olan terör olayları, dağlardan gelen şehit haberleri ve cenazeleri vb münasebetiyle gergin olan halk, bu olaylarla tam olarak gerilmiştir. Tamda Türkiye’nin diken üzerinde olduğu böyle bir durumda, gazeteci- yazar Aziz Nesin tehlikeli bir işe (oyuna) girişir. İslam Aleminin büyük tepkisini çeken, İslam Aleminde büyük eylemlerin ve gösterilerin nedeni olan Salman Rüştü’nün “Şeytanın Ayetleri” isimli kitabını  Türkçeye çevirir ve Aydınlık Dergisi’nde yayınlamaya başlar Aziz Nesin. Aziz Nesin, Müslüman halkı ayağa kaldıran bu provakatif hareketi Sivas’a gitmeden bir ay evvel yapar. Tarih 26 Mayıs 1993’tür. Şimdi saat saat o gün Sivas’ta neler olmuştu onlara bakalım, sonrasında belgeler ve açıklamalar üzerinden değerlendirmelere geçelim. -25 Haziran 1993 yılında DYP- SHP Hükümeti kuruldu. Olaydan tam bir hafta önce.  Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen ve daha önce Banaz’da kutlanan Pir Sultan Abdal şenlikleri Sivas’a alınmıştı. Kısa bir süre evvel Salman Rüştü’nün yazdığı “Şeytan’ın Ayetleri” kitabını tercüme ederek yayınlayan ve Müslümanların büyük tepkisiyle karşılaşan Aziz Nesin, bu etkinliğin baş konuğu  olarak Sivas’a davet edilmişti. - Etkinlikten evvel  hedefi belli olan ekipler ve örgüt mensupları “ Müslüman Kamuoyuna” başlıklı ve içeriği tamamen halkı kışkırtmaya dönük  cümlelerle dolu olan el ilanını bütün halka dağıtmıştı. - Hakikat Gazetesi “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak”başlığıyla çıkmış ve halka dağıtılmıştı. Aziz Nesin’in bir yıl evvel söylediği“Kuran’ın nesine inanayım” sözü kışkırtıcı bir süslemeyle manşetin tam altına konulmuştu. - Saat 10:00’da Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak için şehre gelen yazar ve şairler, Çifte Minarenin yanında ki  Buruciye Medresesinde kitaplarını imzalıyordu. İHA muhabirinin sorularını yanıtlayan Aziz Nesin, “Kur’an da Cehennemden bahsediliyor ve bunları Allah söylemiş. Bunlara nasıl inanayım. Bunlara inanmam  için aklımı kaybetmem lazım” diyordu. İlk kıvılcım tam da bu sözlerle çıkmıştı. Orda bulunanlar Aziz Nesin’e karşılık vermiş ve bir söz dalaşı başlamıştı. - Saat 12:30, günlerden Cuma. Halk Cuma namazını kılmak için Buruciye Medresesinin biraz ötesinde ki camide toplanmıştı. Etkinliğe katılmak için şehre gelen tiyatro ekibi, davul çalmaya başlıyor. Provokatörler iş başında. Halkın kulağına “ezan sesinin bastırmak için davul çalıyorlar” sözleri fısıldanıyordu. Halk ise bu davul sesine çok kızmıştı. - Namazdan çıkan halk, provokatörlerin yönlendirmesiyle büyük bir kızgınlıkla slogan atmaya başladı. Paşa, Meydan ve Ulu Camiden çıkan halk “Sivas Aziz’e mezar olacak” sloganını atarak Hükümet Konağına doğru yürümeye başladı. Saat 13:30’du. -Yarım saat kadar hükümet meydanında duran kalabalık, saat 14:00 gibi Kültür Merkezine doğru yürümeye başlamıştı. Bu sırada Kültür Merkezi salonunda Arif Sağ konser veriyordu.  İçerideki grupla, dışarıda ki grubun karşılaşmasıyla büyük olaylar çıkabilirdi. Tamda böyle oldu. Sloganları duyan içerideki izleyiciler dışarı çıktı ve iki grup arasında sopalı bir çatışma başladı. - Polisin gücü olayları engellemekte yetersizdi. Saat 14:30’da polis telsizlerinden bir anons duyuldu, “ ne oldu bu askeri birlikler”. - Saat 14:45’i gösteriyordu ki 33 kişilik bir askeri birlik geldi. Fakat olaylara müdahil olmayıp, uzakta durdu. - 15:30’da Kültür Merkezi önünde toplanan kalabalık tarafından, Kültür Merkezi önünde ki ozanlar heykeli taşlandı. Bu sırada Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu olay yerine geldi ve bir konuşma yaptı. Belediye Başkanının konuşması etkili olmuştu, kalabalık dağılmaya başlamıştı. - Belediye Başkanının konuşması bittiğinde saat 16:00’ı gösteriyordu. Dağılan kalabalığı olayı örgütleyenler tekrar ateşleyerek geri çevirdi ve Madımak Oteline yönlendirdi. Şimdi ise tam facia yaşanabilirdi. - Saat 17:45 olmuştu.  Emniyet Müdürü Valiyi aradı ve bilgi verdi. Müdür, Madımak’ın önünde 5 bin kişinin toplandığını, polis sayısının ise 500 olduğunu söyledi. Tugaydan acilen destek gelmesi gerektiğini de sözüne ekledi. - Dışarda ki kalabalığı gören Aziz Nesin, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’yü aradı, olayı anlattı ve yardım talep etti. Nesin’le konuşmasını tamamlayan İnönü valiyi aradı. Vali Başbakan Yardımcısı İnönü’ye “ yeterli gücümüz var endişelenmeyin” dedi. - Valilik raporunda belirtildiğine göre, 17:45’te 5 bin kişi olan topluluk saat 18:00’de 15 bin kişi olmuştu. - Saat 19:00 olmuştu, hava kararmaya başlamıştı.  Fakat toplananların dağılmaya hiç niyeti yoktu. Halkı kışkırtan ve  toplayan örgüt ve gizli servis mensupları, bu defa halkı yönlendirmek suretiyle slogan attırıyor ve taşlarla otelin camlarını kırdırtıyordu. - Tam bu sırada Ankara’dan Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş valiyi telefonla arıyor, tüyleri diken diken eden şu cümleyi kuruyordu, “ bunlar kara yobazdır. Bunları hemen temizleyelim. Tugay Komutanım Ahmet Yücetürk tüm gücüyle yardımcı olacak”. - Valinin  Genel Kurmay Başkanına cevabı şu oluyordu, “ Tugay Komutanı yanımda, ne söyleyecekseniz ona söyleyin”. Telefonu alan Tugay Komutanına, Doğan Güreş, valiye söylediklerinin aynını söyledikten sonra ilaveten şunu emrediyordu “  senden Aziz Nesin’i sağ istiyorum”. - Genel Kurmay Başkanından emri alan Tugay Komutanı 40 kişilik bir askeri grupla otelin önüne geldi. Kalabalık askerleri “asker Bosna’ya”sloganıyla karşıladı. Araçtan inen bir albay toplulukla konuşmaya çalıştı, ama bir faydası olmadı. 15 bin kişilik kalabalığa karşı yetersiz olan 40 kişilik askeri grup geri çekilmek zorunda kaldı. Halk bu sefer “ en büyük asker bizim asker” sloganı atmaya başladı. Halkı örgütleyen gizli servis ve terör örgütleri mensuplarından biri belinde ki silahı çıkarıp havaya ateş etti. Bu ateşle daha fazla galeyana gelen topluluk otel önündeki araçları yakmaya başladı. (Devamı 12 Temmuz 2011 Salı günü)
Kaynak: Editör:
Etiketler: SİVAS’TAN, BAŞBAĞLAR’A, DERİN, BİR, YOL, (1) ,
Yorumlar
Haber Yazılımı