Haber Detayı
10 Şubat 2012 - Cuma 18:49 Bu haber 186 kez okundu
 
MİT- PKK İlişkisi ve Savcının Çağrısıyla Ortaya Saçılanlar
- Haberi
MİT- PKK İlişkisi ve Savcının Çağrısıyla Ortaya Saçılanlar

RAMAZAN BURSA   MİT- PKK İlişkisi ve Savcının Çağrısıyla Ortaya Saçılanlar   Devlet, Mit Müsteşarı Hakan Fidan başta olmak üzere Eski Müsteşar ve Yardımcısının şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmasıyla şoka girdi. Çağırılmalarının nedeni bilindiği üzere,  MİT- PKK ilişkisi ve PKK’nın üst düzey isimleriyle Oslo’da yapılan görüşme. Hakan Fidan’ın ve diğer isimlerin şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılmalarına neden olan Oslo görüşmesi ve MİT- PKK ilişkisiyle ilgili enteresan ve dikkat çekici bilgiler medyaya sızmakta. Kısa ve öz ifadelerle medyaya sızan bilgileri sizlerle paylaşalım. İddialara göre; Terör örgütüyle görüşen MİT heyeti, istihbarat toplama ve bilgi edinme görevinin dışında örgütün yönetilmesine aracılık etti. Silahlı faaliyet yürütmesi en baştan beri öngörülen KCK yapılanması, MİT heyetinin gözetiminde tamamlandı. MİT'in bazı mensupları, doğrudan temaslar ve ajanları aracılığıyla elde ettikleri saldırı talimatlarının önlenmesi için harekete geçmedi. Hatta eylem talimatlarını yerine getirecek olan Kandil ve kırsal kadrolara iletilmesine aracı oldu. İstihbarat toplama vazifesi aşılarak devletin bütünlüğü ve Anayasal düzene karşı anlaşma noktasında varıldı. Yeni Anayasa da özerk Kürdistan'a imkan tanınması, Öcalan'ın önce ev hapsine ardından özgürlüğüne kavuşması konusunda mutabakata varıldı. PKK'nın özerk Kürdistan'da polis gücü olarak kullanılması, Birleşmiş Milletler veya NATO'nun bölgeye müdahalesini de içeren mutabakat metinlerine ulaşıldı. Tutuklu KCK sanıklarının serbest bırakılacağı teminatı da verildi.   Bu iddiaların tümü korkunç iddialar, devletin bölünmez bütünlüğüyle ilgili iddialar. 12-13 Mayıs 2011 tarihinde Oslo’da gerçekleştirilen ve“üzerinde mutabakata varılan hususlar” başlığıyla yayınlanan 9 maddelik belge iyi değerlendirilmeli ve analiz edilmelidir. Aslında Hakan Fidan’ın, bu görüşmeyi yapması siyasi iradenin, yani hükümetin talimatıyla gerçekleşmiştir. Dolayısıyla, değerlendirmelere geçmeden evvel, bahse konu belgenin gerçekliği üzerinde durulmalı ve belgenin gerçekliği araştırılmalıdır. Eğer, belgenin gerçekliği ispat edilirse MİT, görevinin dışına çıkmış olur ki, bu hukuken suçtur ve Türkiye’nin toprakları üzerinde pazarlık yapmak demektir.   Bu belgenin gerçekliğinin ortaya çıkması sadece MİT’i, başında ki müsteşarı ve Oslo’da yapılan toplantıda bulunan diğer devlet görevlilerini suçlu  kılmakla beraber, onları böyle bir toplantı ve görüşmeyle görevli kılan hükümet üyelerini de suçlu kılar.   Nitekim, bu mutabakat metninin üzerine tarafların ittifak ettikleri anlaşılmaktadır. Görüşmeleri yürüten MİT görevlilerinin, hükümetin bilgisi dışında bu belgeye onay verdiklerini düşünmek mümkün değildir.   Basında yer alan 9 maddelik bu metni sizlerle paylaşmadan evvel şu hususa değinmek isterim. Sürecin garipliği herkesçe aşikardır. Savcı Hakan Fidan’ı ve diğer isimleri resmi bir yazıyla değil, telefonla arayarak ifadeye çağırıyor. Belki bu hukuken mümkün olan bir işlemdir, fakat MİT tarafından bugün yapılan  “bize resmi bir yazı gelmedi” açıklamasına baktığımızda MİT,  Hakan Fidan’ın şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılmasını hukuki bulmadığı gibi çağrının şeklini de hukuki bulmamaktadır. Bazı gazeteciler, Hakan Fidan’ın ifadeye çağırılmasından sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü  İstihbarat ve Terörle Mücadele Şube Müdürlerinin görevden alınmalarını Hükümet- Cemaat kavgası olarak değerlendirdi. Bu yaklaşımın nedeni, görevden alınan isimlerin cemaate yakınlığıyla ilgili. Hükümet- Cemaat kavgası artık gizlenemeyecek bir gerçek.  Fakat, Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması tamamen bu çatışmayla da izahı mümkün değil. Ayrıca görevden alınmalar sonrası İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkının “bu rutin bir uygulamadır. Bir görev değişimidir” ifadesi ise inandırıcı değildir. O zaman sorarlar, o ki rutin bir uygulamadır, neden yanlış anlaşılmaya sebebiyet verecek bir zamanlamada yaptınız bu rutin uygulamayı? Bence zamanlama tamamen stratejik. Cemaate “Hakan Fidan’ı yakarsanız,  KCK operasyonlarını yürüten bu iki adamınızı yakarız”  mesajı verilmiştir.   Şimdi, Oslo’da yapılan toplantıda mutabakat sağlandığı iddia edilen 9 maddelik belgeyi sizinle paylaşalım;   “1-) Taraflar, süregelen Oslo ve İmralı süreci bağlamında Kürt sorununun çözümü konusundaki kararlılıklarını koruduklarını bir kez daha belirtmişlerdir.   2-) Taraflar, bu güne kadarOslo ve İmralı süreçlerinde vurgulanan Kürt sorununun kalıcı çözümüne yönelik temasların sürdürülmesi ve yürütülecek çalışmaların Anayasal ve yasal çerçevede sonuçlandırılmasının esas alınmasının gerekliliği konusunda varılan mutabakatları teyit ederler.   3-) Taraflar, 10 Mayıs 2011 de İmralı da yapılan görüşmede SayınÖcalan tarafından sunulan, Türkiye’de Temel Toplumsal Sorunların Demokratik Çözüm İlkeleri Taslağı, Türkiye’de Devlet ve Toplumİlişkilerinde Adil Barış İlkeleri Taslağı ve Kürt Sorununun Demokratik Çözüm ve Adil Barışı İçin Eylem Planı Öneri Taslağı adı altındaki taslaklar konusunda, en geç Haziranın ilk haftasına kadar görüş ve önerilerini sunarlar. Kürt tarafı, sözü edilen taslakları memnuniyetle karşılar, prensip ve ilkesel olarak kabul eder.   4-) Taraflar, ayni süre içinde yukarıda adı geçen taslaklarda zikredilen Anayasa Konseyi, Barış Konseyi,Hakikat ve Adalet komisyonu için isimdüzeyinde çalışma yaparlar ve netleştirdikleri isimönerilerini sunarlar.   5-) Türk tarafı, seçimlerden sonra en kısa zamanda Örgütü temsilen iki kişinin SayınÖcalan’ı ziyaret etmesi, yukarıda adı geçen konsey ve komisyonlar kurulduktan sonra, birer alt komisyonlarının da Sayın Öcalan’la ilişkilendirilmesini taahhüt eder.   6-) Kürt halkının siyasi ve legal temsilcileri, basın yayın organları ve çalışanlarına yönelik uygulanan baskı, tutuklama ve çalışmalarını engelleme vb. yönelimlere son verilmesi ve KCK adı altında gerçekleşen siyasi operasyonlarda tutuklananların serbest bırakılması sürecin yumuşatılması ve çözüm yönünde ilerlemesi için önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede Türk tarafı ilk adım olarak Newroz ve sonrasında tutuklanan Kürt siyasetçileri bırakmayı taahhüt eder.   7-) Taraflar, seçimlerin güvenli bir ortamda geçmesi ve ortamın normalleşmesi için, en üst düzeyde kamuoyuna açık çağrı yapacaklardır.   8-) Kürt sorununun nihai çözümünün, ancak çatışmasızlık zemininde gerçekleşebileceğinden hareketle tüm askeri, siyasi ve diplomatik operasyonların ve eylemlerin durdurulması ve uygun tedbirlerin karşılıklı geliştirilmesi esastır. Bu çerçevede taraflar, 15 Hazirana 2011 e kadar her türlü operasyon ve askeri eylemlerini durdururlar.   9-) Taraflar, müzakereleri derinleştirmek ve gündemdeki konuları tartışmak üzere hazırlıklarını yaparak 2011-Haziran ayının ikinci yarısında bir araya gelmeyi kararlaştırmışlardır. Üç paragraflık giriş ve 9 maddeden oluşan iş bu mutabakat metni, taraflar arasında arabuluculuk yapan HD (Hakem Devlet) temsilcileri tarafından, taraflar adına imza altına alınmış ve aslı HD merkezinde arşive alınmıştır.”   Yazımızın başına baktığınızda birçok garipliklerden bahsettik. Şimdi  ise, biraz geçmişe döneceğiz, resimleri birleştirmeye çalışacağız ve analiz yapacağız. Önce daha evvel Emre Uslu tarafından ortaya atılan bir iddia ile başlayalım. Uslu, bir yazısında “MİT’e çalışan bir çok kişi zamanla örgüt içerisinde yükseldiler, sonra KCK kurulunca bazı illerin il sorumluluklarına bu isimler getirildi. MİT, epey bir zaman bunlara karşı bir operasyon yapılmasına mani oldu” mealinde bir bilgi paylaşıyor. Bu yazı, yapılan KCK operasyonları çerçevesinde, birkaç ilin KCK sorumlularının tutuklanmasının akabinde kaleme alındı. Uslu’nun bu ifadelerinden hareketle ve KCK ile ilgili gelişen olaylar çerçevesinde anlaşılıyor ki, KCK içinde MİT elemanı olarak bulunan bu kişiler, KCK’nın lehinde çalışıp uzun bir zaman MİT’i uyutmuşlar. Belki MİT, bulundukları kritik noktalar çerçevesinde onlara fırsat/zaman tanımış olabilir. Ancak MİT isteyerek/bilerek veya bilmeyerek veya stratejik olarak bu kişileri korumuştur. 12 Haziran sonrası PKK eylemlerini artırmış,  Mübarek Ramazan ayında bile kan dökmekten çekinmemiştir. KCK ise, şehirler de onlarca olaya imza attı. Burada dikkat çekici bir değişiklik gözle çarpıyor. Dikkat çeken husus şudur, KCK’nın yaptığı eylemlerin failleri yakalanamıyordu, tutuklanamıyordu. Bir zaman sonra bu tablo değişti, KCK elemanlarından  eylemleri gerçekleştirmeden evvel haberdar olunmaya başlanıldı. Kısa sayılabilecek bir zaman diliminde ki bu değişim hakikaten dikkat çekiciydi. Sadece bu değişim bile perde arkasında kıran kırana bir savaşın olduğunun açık bir işaretidir. Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla ortalığa saçılan bir çok enteresan, her biri diğerinden daha mühim iddialardan biride şu iddia; “KCK içinde bulunan MİT elemanları bir çok olaya karışmış. Bu elemanları polis KCK’lı diye yakalamış. Bunu haber alan MİT hemen devreye girmiş, KCK’lı diye içeriye alınan elemanlarını dışarıya çıkartıp yurt dışına göndermiş.  MİT bununla da kalmamış, birkaç MİT mensubu Beşiktaş Adliyesine gelip savcılarla konuşmuş. Soruşturmayı yürüten savcılara “soruşturmayı bitirin” demişler. Savcılardan biri bu teklife sert çıkarak “bir kez daha böyle bir teklifle gelinirse işlem başlatacağını” ifade etmiş. Tabi, bunlar tamamıyla iddia. Fakat, iddialardan hareketle olmasa da şunu açık ve net olarak söyleyebiliriz. Terör örgütlerine sızma ve oradan bilgi alma  MİT’in görevleri İçerisindedir. Fakat terör örgütü içerisine sızıp eylemlere katılma, bombalama yapma bahsettiğimiz  görev içerisinde asla değerlendirilmemelidir. Yazımızın başında  sizlerle paylaştığımız 9 maddelik mutabakat metni, esas itibariyle KCK Sözleşmesi çerçevesinde ve KCK Sözleşmesinin öngörüleri doğrultusunda hazırlanmış ve kabul edildiği idda edilen bir metindir. KCK, bir terör örgütünden başka, yeni bir devlet kurmanın provasının yapıldığı bir şehir örgütlenmesidir. KCK Sözleşmesinin 6. Ve 7. Maddeleri , mutabakat metninin  KCK sözleşmesi  esas alınarak hazırlanmıştır iddiamızı desteklemektedir. “6.Kürdistan içinse kendi kaderini tayin etme hakkı, milliyetçi temelde devlet kurmak değil, siyasi sınırları sorun yapmadan ve sınırları esas almadan kendi demokrasisini kurma hareketidir.İran’da, Türkiye’de, Suriye’de ve hatta Irak’ta oluşacak bir Kürt yapılanmasında tüm Kürtler bir araya gelerek kendi federasyonlarını, birleşerek de üst konfederalizmi oluştururlar. 7. Kürdistan Demokratik Konfederalizminde asıl karar yetkisi köy, mahalle ve şehir meclis ve delegelerinindir. Dolayısıyla halkın ve tabanın kararı geçerlidir.” (KCK Sözleşmesi- madde,6-7) Oslo anlaşması denilen mutabakat metni, bunun KCK Sözleşmesine olan paralelliği, Oslo’da yapılan görüşmede Afet Güneşin “biz sizinle görüşüyoruz, siz İstanbul’a bomba yığıyorsunuz” ifadeleri ve ortalarda dolaşan iddialar… inanın birbirini tamamlıyor… bence bunlara iddia dememizin tek sebebi var, resmen doğruluğunun ifade edilmemiş olması. *** Olayları değerlendirirken, iddiaları tahlil ederken siyasileri bu değerlendirmelerin dışında görmek mümkün olamaz. Nitekim, MİT Başbakan’a bağlı bir kurumdur. Hakan Fidan, bizzat Başbakan tarafından atanmış,  Başbakanın “biz Hakan Beyi harcatmayız”ifadeleri kullanacak kadar güvendiği bir isim. MİT’in yaptığı tüm başarıların ve başarısızlıkların  birinci derece muhatabı ve sorumlusudur hükümet. İki gündür yazdığımız iddialardan dolayı Hakan Fidan ve diğerleri ifadeye çağırılmışlarsa da,   Bakanlar Kurulu ve Başbakan bu soruşturmanın şüphelileri konumundadırlar. Kaldı ki, olayın basında yer almasının akabinde kabine, mensuplarından gelen açıklamalara baktığımızda, Hakan Fidan’a hükümet sahip çıkmaktadır. “Sahip çıkma” yapılan görüşmelerin ve diğer tüm efalin hükümetin talimatıyla yapıldığını ispatlar niteliktedir. *** Tartışılan bir diğer konuda, savcının MİT Müsteşarını ifadeye çağırmaya yetkili olup olmadığı. Hükümet mensuplarının açıklamalarına baktığımızda, hükümet Müsteşarın Başbakan’ın izni olmadan ifadeye çağırılamayacağı görüşünde. MİT Müsteşarının, Başbakanın izni olmadan ifadeye çağırılamayacağı görüşünü savunan Hükümet mensupları, diğer akademisyen ve siyasiler, görüşlerini MİT Kanununun 26. Maddesi ve 4483 sayılı kanuna dayandırmaktadırlar. Mit Kanununun 26. Maddesi:  “Mit mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakan’ın iznine bağlıdır.” Fakat, bu maddenin MİT mensuplarına uygulanışına baktığımızda, yakın geçmişte örneklerine rastlıyoruz. İlhan Cihaner’in Erzincan’da Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde, Özel Yetkili Savcı tarafından gözaltına alınmıştı. Hatırlanacağı üzere, Erzurum Cumhuriyet Özel Yetkili Savcısı, Cihaner ile beraber bölgede görev yapan MİT mensuplarını da gözaltına almıştı. MİT mensuplarından biri, MİT Bölge Başkanıydı. Yine yakın bir geçmişte, Oda Tv davasında gözaltına alınan MİT’in kara kutusu lakaplı, MİT mensubu ve MİT Asya Başdanışmanı Kaşif Kozinoğlu, bu günkü yaşadıklarımıza örnek teşkil etmektedir. Bu iki  olayda alınan MİT mensupları için Başbakan’dan izin alındığına dair  bir bilgi kamuoyuyla paylaşılmadı.  26. Maddeye baktığımızda hüküm, MİT mensuplarının tümünü (en üst ve alt görevlilerini) kapsamaktadır. Dolayısıyla, geçmiş tecrübeleri de göz önünde bulundurduğumuzda savcı, ifadeye çağrılan MİT Müsteşarı ve diğerlerinin ifadeye gelmemeleri halinde, zorla getirme ve tutuklama emri çıkarabilir. Yazımızı kaleme alırken yeni gelişmeler cereyan etti. Adana’da yapılan operasyonda gözaltına alınanların içinde 1 MİT görevlisi de var. Ayrıca, savcılığın kararına 26. Maddeye dayalı olarak itiraz eden MİT’in, itirazını savcılık reddetti. Yine yazımızı kaleme alırken basından öğrendiğimiz bir diğer bilgi ise“özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya, yürütüğü soruşturma kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın özel yetkili savcılarca ifadesinin alınması amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazısı yolladı. Savcı Sarıkaya, ayrıca eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ile 2 MİT görevlisi hakkında ''yakalama emri'' çıkartılması istemiyle nöbetçi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine başvurdu. Talebi değerlendiren nöbetçi hakim Mesut Özcan, söz konusu 4 kişi hakkında ''yakalama emri'' çıkarttı.”  Sanırım savcı ifade ettiğimiz gibi, olayı 26. Madde çerçevesinde değerlendirmedi, Kaşif Kozinoğlu ve diğer Mit Mensuplarını gözaltına aldıkları yolu izlediler… Son söz olarak şunu ifade edebiliriz, bu savaş derin ve uluslar arası boyutu olan bir savaş. Kolay kolay da bitmez.  Uluslar arası boyutunda çevremizde gelişen olayları, Suriye ve İran meselelerini ve Suriye’de göz altına alınan 41 Mit görevlisini bu çerçevede değerlendirmeliyiz…   Ramazan BURSA
Kaynak: Editör:
Etiketler: MİT-, PKK, İlişkisi, ve, Savcının, Çağrısıyla, Ortaya, Saçılanlar ,
Yorumlar
Haber Yazılımı