Haber Detayı
20 Temmuz 2012 - Cuma 01:25 Bu haber 220 kez okundu
 
MEDENİYET TASAVVURU VE ABDÜLHAMİT KOLOJLERİ
- Haberi
MEDENİYET TASAVVURU VE ABDÜLHAMİT KOLOJLERİ

Bir önceki yazımızda  “medeniyet tasavvuru ve dil” üzerine kısaca değinmiştik. Bu hafta da aynı minvalde farklı açılardan konuyu ele alacağımızı söylemiştik. İslam coğrafyasında “dil” üzerine yapılmak istenen operasyonların amacı “ruh kökenimiz” ile alakalıdır.  Bu topraklarda ruh kökenimize yabancılaştıracak yeni bir “dil”  ve yeni bir “algı” oluşturulmak istenmiştir. Mesela “ezan”,   bütün Müslümanlar için sembol değerdir, şiardır, Müslümanlığın parolasıdır. Dünyanın hangi coğrafyasına giderseniz gidin bu parola sizi “kalubela”ya götürür. Yani sizi “ruh kökeninizle” buluşturur, dindeki “kardeşlik” hukukuyla tanıştırır. Müslümanlar için “EZAN” ne ise “SELAM” da aynı evrensel mesajı taşır. Müslüman kimliğini ortaya koyan, Müslümanları “dünya vatandaşı” yapan bir kimlik bu! Müslüman halkların konuşma dilini bilmeseniz dahi aralarında kalpleri telif edici (birleştirici) evrensel bir iletişim aracından bahsediyoruz. Ezan ve selam... Türkiye özelinde özellikle “ezan” üzerinden kolektif bilincimizi hedef alan uygulamalarla insanımızın hafızasına “format” atılmak istenmiştir.   Dünya Müslümanlarını birleştiren “inanç kodlarını” silmeye çalıştılar. Dünyanın her tarafında “ezan” evrensel bir mesaj taşır.   Bu topraklarda 18 sene “EZAN” yani “ALLAH” lafzı yasaklanmıştır.   Ancak tarihe not düşülmüştü ve hafızalar yerine gelmektedir. “Ezanı Türkçeleştirmek, anlaşılır hale getirmek” gibi basit gerekçeleri halka dikte etmeye çalıştılar. El’an bu tezi savunanlar var! Oysa bu iddianın sahiplerine; dünyada yaygın olan “Tıp Dili hangi dildir” diye sorsanız; “Latince” diyeceklerdir. Peki, “ bu dil neden Türkçeye çevrilmiyor” diye sorsanız;    “efendim bilimsel kriterlere aykırıdır” diyeceklerdir. Görüyorsunuz ya; mesele, dildeki anlaşılırlığı veya zorluğu söz konusu değildir. Namazda gözü olmayanın kulağı ezanda olmuyor işte... Şimdi ;  “efendim bu meseleleri niçin kaşıyorsunuz, başka işiniz yok mu” diyen olabilir. Bu iddianın sahiplerine en güzel cevabı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’un lisanıyla verelim. Kılıçdaroğlu,   son kongre konuşmasında;    “zamanın ruhunu okumalı, geçmişi ve geleceği iyi tahlil etmeli” diyor, yaptığımız işte budur! Ezandan sonra bir ikinci örnek daha verelim;  “İmam-Hatip” okulları… Zamanın ruhunu okumak “dün-bugün ve gelecek” ile alakalıdır. Dün İmam-Hatip okullarını “cenazeyi kaldıracak adam bulamadıkları için açtıklarını” biliyoruz. Bu gün ise “İmam-Hatip okullarını biz açtık”  diyenler, İmam-Hatip okullarından rahatsız. Talim Terbiye’nin 4+4+4 uygulamasına “dindar nesil rahatsızlığından” karşı çıkılmaktadır. ... “Batılı olalım” dedik başaramadık.  “Doğulu olalım” dedik başaramadık. İyisi mi “kendimiz olalım” dedik ve İmam-Hatip Liselerinde karar kıldık… İmam-Hatip okulları hem Batı’yı hem de Doğu’yu buluşturmak adına önemli bir dönüşümün adresiydi. 28 Şubat döneminde bu dönüşüm akamete uğratıldı. Şimdi elhamdülillah Millet uyandı ve Devletimiz “sağlam bir nesil yetiştirmek” adına adım attı. 4+4+4 bu manada çok önemli bir adım! Tıpkı Sultan Abdülhamit Han gibi yeni dönemde de devlet bazı atılımları gerçekleştirmektedir. Biliyoruz ki bugün Talim ve Terbiye(eğitim ve öğretim)de ve diğer birçok alanda, modern manada Batı normlarının kurumsal yapıya kavuşturan Sultan Abdülhamit Han’dır.   Şu anda Batılı manada ne kadar çağdaş kurum varsa ekseriyeti bu Cihan Padişahı’nın döneminden tevarüs etmiştir. Onun için “İmam-Hatip” okullarına “Abdülhamit Kolejleri”  diyorum. Daha doğrusu bu isimle anılmasını isterdim... İmam-Hatip okulları genç dimağları tek boyuttan kurtarıp birçok boyuta taşıyan en ilerici anlayışın ürünüdür... Aslında “İmam-Hatip” okulları denmesinden son derece rahatsızım. Bir neslin tamamı “İmam” olacak hali yok ya! Ancak bu isim; bir zaruretin, bir ihtiyacın sonucu ortaya çıkmıştır. Bu okullar; “cenazeyi kaldıracak bir görevlinin olmadığı bir dönemden doğma” okullardır. İmam-Hatip okullarını salt “dini eğitim veren” kurumlar olarak görürsek bu haksızlık olur. Bir ruhban okulu asla değildir. Son derece modern bir eğitim yuvasıdır. Bütün okulların bu standardizasyonu olmalıdır. “İyiliği ve hakkı tavsiye eden”  davetçiler, yani   “İmam” ve “Hatip”  kadrolarının yetişmesinde ise çok daha özel müfredat takip edilmeli, dini eğitimin uzmanlık gerektirecek standartları yukarı çekilmelidir.
Kaynak: Editör:
Etiketler: MEDENİYET, TASAVVURU, VE, ABDÜLHAMİT, KOLOJLERİ ,
Yorumlar
Haber Yazılımı