Haber Detayı
10 Mart 2011 - Perşembe 19:32 Bu haber 177 kez okundu
 
KAÇAK ÇAY İLE MÜCADELE SORUMLULUĞU
- Haberi
KAÇAK ÇAY İLE MÜCADELE SORUMLULUĞU

RECEP ALİ AKSOYLU / İŞ VE İŞLETME YAZILARI raksoylu@acoor.net       KAÇAK ÇAY İLE MÜCADELE SORUMLULUĞU   Henüz tanıştınız mi bilemiyorum, ÇAY DÜNYASI isminde tabloid boyda bir gazete yayımlanmaya başlandı. Ocak, Şubat derken Mart’ta 3. sayısı çıktı. Çay Dünyası’nın Mart sayısında Rize ekonomisinin alternatifi sağlanamayan ürünü Çay’ın kaçakçılığı konusunu yazdım. Gazetenin dağıtımı tamamlandıktan sonra bu yazımı yerel medyamızla paylaşmayı düşünmüştüm. Ancak, okul arkadaşım Sevgili Yahya Köse’nin birkaç gündür çay kaçakçılığı konusunda ki serzenişlerini okuyunca bir kaç gün daha beklemeden bu yazımı paylaşmak istiyorum.   Çayımızın organik olma avantajını detaylarıyla yazmak üzere bilgisayarın başına oturduğumda mail kutuma düşen bir bülten yazımın konusunun da anında değişmesine neden oldu. Zira başta Çay Kur’un çayları olmak üzere Rize ve komşu illerde yetişen çayların organik ve yarı organik olma özellikleriyle ithal çaylara karşı tercih edilme ve dış pazarlarda işlenmesi gereken bir avantaj olduğunu yazımda işlerken bir anda tezat a da düşeceğimi fark ettim.   Çünkü hangisi veya hangileri diye sorulacak bir soruya yanıt vermek gerekecekti. Çünkü kaçak kuru çayların önemli bir kısmı Doğu Karadeniz’de yakalanıyordu. Çünkü yakalanan kaçak kuru çayların bir kısmı Doğu Karadeniz’de ki çay fabrikalarında veya depolarında yakalandığı medyada yer alıyordu.   Bu durumda Rize ve diğer illerden ülkeye sevkıyatı yapılan paketli veya paketsiz kuru çayların gerçek Rize Çayı, Doğu Karadeniz Çayı olduğundan bahsedebilmemiz mümkün değil. Elbette bunun  miktarı toplam hacim içerisinde düşük bir seviyede. Elbette başta Çay Kur olmak üzere teknoloji ve markasına büyük meblağlarla yatırırım yapan marka ve üreticileri bu ifadenin dışında tutuyoruz, üstelik haksız rekabetle en büyük zararı göreninde onlar olduğunun da altını çizmek gerekiyor.   Tabi bir hususu da özellikle vurgulamak gerekiyor. Kuru Çay’da organiklik veya daha iddiasız ama gerçekçi ifadeyle katkısızlık tamamıyla tarla – hasat mevzuu. Paketlemeyle, ambalajla direk ilgili değil. Ama siz içinde Rize, Doğu Karadeniz Çayı var imajıyla paketleme yapıp içine de menşei belirsiz veya katkıyla zenginleştirilmiş ithal veya kaçak çayı karıştırmışsanız tüketicinizi aldatmış, Türk Çaycılığına da müstahsilinden doğru üretim ve pazarlama yapan markalarına kadar haksızlık yapmış olursunuz.   Okuduğum bülten den özetliyorum…   “Rize Emniyet Müdürü Demirtaş,  bir kamyonda 15 ton, fabrikada ise 72 ton kaçak çay ele geçirdiklerini ve Rize'de yakalanan en yüksek miktar olduğunu söyledi. Rize Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, yurda kaçak yollarla sokulan çayların Adana ili üzerinden Rize’ye getirileceği yönünde aldığı ihbar üzerine harekete geçmiş kamyonun yükünü boşaltacağı depoya giriş yaptığı sırada baskın düzenlemişler. Baskında kamyon üzerinde 15 ton ile beraber toplam 87 ton çay ele geçirmişler. Kamyon ve depodaki çaylardan alınan numunelerin Çay Kur Laboratuarlarında yapılan analizlerinde yabancı menşeli kaçak çaylar olduğu belirlenmiş. Kaçak çayların ayrıca Türk Gıda Kodeksine uygun olmadığı ve sağlık açısından risk oluşturduğu tespit edildi. Olayla ilgili olarak ifadeleri alınan ve haklarında yasal işlem başlatılan 4 kişi de Savcılık talimatı ile serbest bırakılmış.”   Rize Emniyet Müdürünün beyanı çok açık, yoruma bile gerek yok. Diyor ki, “Çay kaçakçılığı, büyük miktarda vergi kaybına neden olurken toplum sağlığı açısından da olumsuz durumlara zemin hazırlıyor. Ayrıca terör örgütlerine ilave kaynak sağlayan illegal bir aktivite. Gümrük kaçağı çaylar, gümrük kapılarından beyan dışı, farklı beyan veya araçlarının zulalarında, sınıra komşu ülkelerde katır sırtlarında, yolcu beraberinde, serbest bölgelerden gümrük transit rejimini suiistimal yoluyla getiriliyor ve çeşitli yasa dışı yollarla da iç piyasaya sürüldüğünün tespitleri yapılmıştır.”   Beyan net ama anlayamadığımız noktalar var. Özellikle Çay Kur’un bu kaçak ve riskli çaylar konusunda çok ciddi hukuki mücadele yürütmesine rağmen neden yakalananlar, göz altına alınanlar deşifre edilmez, yakalandıkları depo veya fabrikaların kimlere ait olduğu açıklanmaz. Açıklansa en basitinde hiçbir günahı olmayan üreticilerinde lehine olmaz mi?   Çocukluk, gençlik dönemlerimizden biliriz; Çay Kur’un fabrikaları genelde dere yataklarına paralel konuşlanmıştır. Evsaf dışı kıvrımlar paketlenecek kuru çaylardan ayıklanarak derelere dökülürdü. Özel sektöre izin çıktıktan sonra en büyük ulusal zincirlerimizden birinin private label (kendi markasına yaptırdığı) çayını denemek için aldığımda işte bu Askoroz deresine dökülmüş üretim artıklarıyla harmanlanmış sözüm ona Rize Çayı ile karşılaşmıştım. Rize’den çok uzakta bir ilde, becerikli bir işletmeci tarafından harmanlanıp o büyük zincire pazarlanmıştı. Şimdi de güzelim Rize çayına harmanlamak için (elbette vasıflı, menşei belli ve yasal yollardan yurda sokularak yapılmış özel karışım çaylara sözümüz yok) hem kaçak yollarla, hem de sağlık açısından sorun teşkil edebilecek katkı maddeleri içeren kaçak çaylar kullanılıyor.   Her hangi bir olumsuz düşüncesi, bilgisi olmadan bu tarz harmanlanmış, evsaf dışı çayları satın alıp ambalajlayanlarda maalesef mevcut. Tedarik yönetiminde çok hassas değillerse bilemeyebilirler. Toplanmasından işlenmesine kadar bir çok aşamada kaliteyi etkileyen faktörlerin olması kadar her sürgünde de yaş çay aynı kalitede değildir. İlk 3 sürgüne nazaran 4. sürgünün kalitesi düşüktür ve bazı çay fabrikalarının bu sürgünden elde ettikleri, hatta atığa çıkarılması gereken kuru çaylara katkılı kaçak çayları karıştırdıkları iddia edilir.   Bu noktada sanırım ortaya çıkan sonuçlardan biri ruhsat sorunu ve Tarım Bakanlığının denetimlerinin yetersiz kalması.  Kuru Çay paketleme Fabrikalarının sadece bölgede kurulmasına dair ilgililerin Ankara’dan talepte bulunduklarını ilk okuduğumda yadırgamış, serbest ekonominin kurallarıyla örtüşmediğini düşünmüştüm. Ama biraz etraflıca düşünüldüğünde bu kadar geniş bir satıhta Çay Kur’un iteklemesiyle kaçak çay konusunda ciddi mesafeler alınamayacağı da ortada. Eskiden Adana başı çekerdi, şimdilerde konumunu bilmiyorum ama medyaya düşenlerden biliyoruz ki sadece Şırnak ve Diyarbakır’da 20’den fazla ruhsatsız çay paketleme tesisi varmış.   Önemli bir detay da müsadere edilen bu kaçak çayların nasıl değerlendirildiği, yada değerlendirilemediği.   Gelelim benim kaçak çay’la ilk tanışmama…   70’lerin ortasında, lise yıllarımda tanıştım. Babam Türkiye’nin bir çok bölgesine Rize’den kuru çay nakliyesi yapar, dönüşlerde de sebze ve meyve çekerdi. Her yıl iki hafta kadarda Gaziantep’in İslahiye ilçesinden üzüm yapılırdı. Okul dışı ve matbaadan kaytarmak istediğimde ben de kamyonlarımızda zaman zaman muavinlik yapardım. İlk kez İslahiye’de ikram ettiklerinde içtim kaçak çayı. Çok buruktu ve çarptı da. Bizim çaya benzemiyordu. Rize’ye döndüğümde Taşlıdere Paketleme Fabrikasındaki uzman büyüklerime aktarmıştım durumu. Bana orada hemencecik basit bir deneyle Rize çayı ile menşei belirsiz kaçak çay arasında ki farkı göstermişlerdi.   İçinde ılık su olan iki su bardağından birine bir avuç Rize Çayı, diğerine de kaçak çay koydular. Kısa bir süre sonra Rize çayının konduğu bardakta hafiften bir grilik oluşmaya başladı, ama kaçak çayın konduğu bardak kısa sürede kıpkırmızı olmuştu. Dem almadan, hem de anında ılık suya renk vermişti çay. Normalin dışı bir durumdu bu. Bu renklenmeyi çok enteresan ama basit bir katkı maddesi ile sağlıyorlarmış. Katkı maddesini yazamadım ama burukluğu nar kabuğu ile sağlıyorlarmış.   Sonrasında bir daha bilmediğim bir çayı, markasına güvenmediğim bir çayı ağzıma koymadım. Yaptığım seyahatlerde, sohbetlerde de bana gösterilmiş olan deneyi çok sık olarak ben de uyguladım. Bugün belki çok daha farklı ve etkin metotlar vardır ama ben hala bu deneyi uygulamaya devam ederek Rize’me, ülkeme, ülkemin çay müstahsiline az da olsa katkıda bulunmaya gayret ediyorum.   Sadece bir örneğini paylaşarak bitireyim.  Geçen yıl üyesi olduğum kulüplerden biriyle Mardin tarafına gezi düzenlemiştik. Her kes içeceğini söylerken, yemek arasında bile çay fenomeni olan ben sadece su içeceğim dediğimde, benim çay kolikliğimi bilen dostlarım hemen pür dikkat kesilmişlerdi. Sunulacak çayın katkılı kaçak çay olabileceğini tahmin ederek içmek istememiştim. İtiraf edeyim dostlarımın da bunu fark etmesini amaçlamıştım. Hemen oracıkta küçük deneyi dostlarıma yapınca ülkem çaycılığı adına bir 20 kişi daha kazandığımı düşünüyorum. Kısacası belki pirinç tanesi misali ama bizler çoğalırsak, baskı oluşturursak emin olunuz Türk Çaycılığı adına sonuç da alırız. Aynı duyguları taşıyanlarında bu deneyi uygulamasını, paylaşımı arzu ediyor, öneriyorum ama asıl mesajım bu alana ciddi yatırım yapan ulusal ve çok uluslu düzeydeki markaların, kurumların bu mücadelede Çay Kur’a destek olmaları yönünde olacak.   Çek bir çay şimdi, ama demli de Rize olsun.   Recep Ali Aksoylu / 09 Mart 2011
Kaynak: Editör:
Etiketler: KAÇAK, ÇAY, İLE, MÜCADELE, SORUMLULUĞU ,
Yorumlar
Haber Yazılımı