Haber Detayı
14 Mayıs 2012 - Pazartesi 18:40 Bu haber 188 kez okundu
 
Basın ve Yağdanlıklar
- Haberi
Basın ve Yağdanlıklar

  Bir haftadır Başbakanın Rize’ye yapacağı ziyaretle alakalı yazıları takip ediyorum. Maşaallah evlere şenlik. Mehmet Emin Toprak Bey güzel bir zamanlamayla, kamu yararı olan iki yazı kaleme aldı ve havaalanı meselesini gündeme getirdi.  Diğer yazılar propaganda içerikli yazılardı. Arkadaşlarla geçtiğimiz akşam medya üzerine sohbet yapıyorduk. Türkiye’de ki medyanın tavrını, tutumunu, değişkenliklerini vs. konuşuyorduk. Elbette ki yerel medyada sohbetimizin konuları arasındaydı. Sohbet içerisinde gözlemlerine ve medya takibine güvendiğim bir arkadaş bir fıkra anlattı. Fıkranın,  Türkiye’de ki basını ifade etmekte iktifa gücü o kadar yüksekti ki tabiri caizse cük diye oturdu. Basının tavrını, değişimini, savunma refleksini, taraflılığını konuşurken arkadaşımız söze girdi, “ bakın, size bir fıkra anlatayım” diyerek devam etti; “Aşçı her gün, patlıcanın bir yemeğini yapıyormuş, padişah kızmış: “Söyleyin aşçıya, şu patlıcandan vazgeçsin!” Yağdanlık hemen atılmış, patlıcanın ne kadar berbat bir sebze olduğunu söylemiş... Aradan aylar geçmiş, padişah patlıcanı özlemiş: “Söyleyin aşçıya, güzel bir patlıcan oturtma yapsın, arkasından da zeytinyağlı imambayıldı!” Yağdanlık hemen atılmış, patlıcanın faziletlerini, haysiyetini övmeye başlamış... Padişah, hayretle yüzüne bakmış: “Ulan, sen iki ay önce bu sofrada patlıcanı yerin dibine sokmadın mı?” Yağdanlık boynunu bükmüş: “Padişahım, ben patlıcanın değil, sizin yağdanlığınızım!” Bu fıkranın muhatabı çok gazeteci ve yazar var Türkiye’de. Dün savunduğunu ertesi gün eleştiren veya eleştirdiğini savunan.  Başbakan 28 Şubat soruşturmasıyla ilgili; “operasyonlar halkı rahatsız ediyor, bu dalgalarda ülke boğulur” buyurmuş.  Ak Parti’yi destekleyenler bile bu sözden rahatsız olup, tepki gösterdi. Ama bazı yağdanlıklar, durumdan vazife çıkararak ertesi günkü köşelerinden Başbakan şunu, bunu demek istedi diyerek konuyu düzeltmeye çalıştılar. Eeee yağdanlığın görevi ne? Konu yerel basına geldi. Yerel basını sohbetimizde masaya yatırdık. Eksilerini artılarını, yapılması gerekenleri, yapılamayanları vs. Konu Başbakan’ın ziyareti evveli  kaleme alınan yazılara geldi. Yazıları bir yazar gözüyle değerlendirdik. Eleştirdiğimiz yazılarda oldu, taktir ettiğimiz yazılarda. Bu kez diğer arkadaş söze girdi, bir fıkrada ben anlatayım dedi.  Fıkra yağdanlıkla alakalı deyince aramızda gülüştük. Ve arkadaşımız devam etti, “Ülkenin başbakanı kayıkla gezmeyi severmiş, o kürek çekerken, yağdanlıkları arkadaki sandaldan onu takip ederlermiş..Bir gün başbakan kürek çekerken, kayık birden karaya oturmuş. Yağdanlıklar telaş içinde -Ne oldu efendim?diye sorunca, -Başbakan gülmüş. -Ne olacak oturduk! -Yağdanlıklar bir ağızdan karşılık vermişler: -Güle güle oturun efendim, güle güle oturun! Bu ülkede kaleminden Başbakan Erdoğan’ın ifadesiyle “pislik akanda var” yağ damlayanda. Başbakan’ın annesinin vefatından sonra kaleme aldığı yazıda, “Birkaç gün önce savaş tezkeresini TBMM Genel Kurulu’ndan geçirerek yasalaştıran Başbakan Erdoğan dün annesini yitirdi. Bu gün annesini toprağa verecek. Öncelikle Başbakana ve ailesine başsağlığı diliyorum. Bu vesile ile Başbakan Erdoğan’ın çatışmalarda ölen çocuklarını toprağa veren anne ve babaları düşünmesini, bir kez daha savaş politikalarını gözden geçirmesini tavsiye ediyoruz…”  ifadelerini kullanarak anne acısı üzerinden gazetecilik tabiriyle  çakmayı, kalemden akan pislik olarak değerlendirdiğimiz gibi,  bir yazarımızın Başbakan gelmeden evvel Ovit tüneliyle ilgili kaleme aldığı yazıda ki “İşte bu Rizeli çalışan, cesur, halkın Başbakanı Erdoğan bir asırdır hep konuşulan, yazılan, çizilen, tartışılan, her seçim öncesi siyasiler partiler tarafından malzeme yapılan Ovit dağı tüneli için “Ya yapılacaktır, Ya yapılacaktır” diyerek sözünün eri olduğunu bir kez daha göstermiştir” cümlesini ve benzerlerini de yağcılık, yağdanlık çerçevesinde değerlendiriyoruz. Niyeti iyi olmayanın kaleminden pislik akar, rengi net olmayanın ise yağ.   Sayın Başvekil Neden Huzursuzsun? 28 Şubat Soruşturmasıyla başlayan gözaltı dalgaları ve akabinde gelen tutuklamalar bazı çevreleri rahatsız etmişti.  Başta Nazlı Ilıcak, M. Ali Birand ve Taha Akyol olmak üzere bazı çevreler soruşturmanın  medya ve iş dünyasına sıçramaması gerektiğini savundu.  Operasyon tümüyle medya üzerinden yapılırken, iş dünyası darbenin tamamen içinde iken nasıl olacakta soruşturma oralara uzanmayacaktı? Bu tedirginliğin, bu korkunun sebebi neydi? 28 Şubat mağduru olmakla piyasa edinen, mağduriyetini her fırsatta dile getiren bu insanlar neden derinlemesine bir soruşturmayı arzulamıyorlardı? “Nazlı Nenemiz ve Birand Dedemizden İnciler ve 28 Şubat Soruşturması” başlıklı yazımızda bu tedirginliği ve korkuyu sorgulamıştık. Soruşturmanın başladığı o günlerde, her kafadan bir sesin çıktığı o zamanlarda Taraf yazarı Mehmet Baransu twitter hesabından enteresan bir bilgi paylaştı. Bilgi özetle şöyleydi; “ Ankara anlaştı soruşturma medyaya ve iş dünyasına sıçramayacak”. Bir yandan İçimden, yok canım olur mu öyle şey, nasıl olacak? 28 Şubatın iki önemli unsuru nasıl atlanacak, halkın gözünden nasıl kaçırılacak? diye geçirirken diğer taraftan Baransu’nun Balyoz, Ay ışığı gibi konularla ilgili elde etmiş olduğu bilgiler ve kaleme aldığı yazılar aklıma geliyor. Bu düşünceler içerisinde yoğrulurken Başbakandan o talihsiz, Nazlı Ilıcak ve diğerlerini destekleyen, Baransu’yu haklı çıkaran açıklama geldi; "bu dalgalar toplumun huzurunu kaçırıyor. Bu dalgalarda bu ülke boğulur. Bu iş bu kadar uzatılmamalı" Ergenekon davasını canhıraş bir şekilde savunan, “ben bu davanın savcısıyım” diyecek kadar davayı sahiplenen ve üstlenen Sayın Başvekilimiz, 28 şubat soruşturmasıyla ilgili, "bu dalgalar toplumun huzurunu kaçırıyor. Bu dalgalarda bu ülke boğulur. Bu iş bu kadar uzatılmamalı" ifadelerini kullanarak rahatsızlığını belirtmiş. Ergenekon soruşturmasında ardı ardına gelen gözaltı dalgaları, yapılan kazılar, polis baskınları, tutuklamalar vs. toplumun huzurunu kaçırmazken, bu dalgalarda ülke boğulmazken, 28 şubat soruşturmasında yapılan üç dalga mı huzursuzluk oluşturuyor ve ülkeyi boğuyor? Yok Sayın Başvekil yok, siz rahat olun, rahatsız olanda yok, boğulanda! Fakat, sizin huzursuz olduğunuz kesin. Yoksa bu soruşturma çerçevesinde olayın Londra’ya uzanacağından mı çekiniyorsunuz? 9 Kasım 1997 tarihinde, Londra’nın Güneybatısındaki Surrey kentinde yapılan ve katılımcıları, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Ankara eski büyükelçilerinden Mordon Abromowitz, G. Craig ve P. Carley, ABD’nin Ankara Büyük Elçisi Mark Paris, Londra Büyük Elçimiz Özden Sanberk, Dışişleri Bakanlığından bir heyet, Gazeteci Sedat Ergin, Cumhurbaşkanlığı Askeri Danışmanı, MGK Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Nezihi Çakara, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Engin Celasın, DYP Milletvekili Ayfer Yılmaz, ANAP Milletvekili İlhan Kesici ve Refah Partisi Milletvekili Abdullah Gül olan toplantının açığa çıkmasından mı çekiniyorsun? Darbelerle mücadele ediyoruz, darbecileri yargılıyoruz türkülerini söylediğiniz bir zamanda, 28 Şubat darbesinin üzerinin örtülmesine bu halk müsaade etmez.
Kaynak: Editör:
Etiketler: Basın, ve, Yağdanlıklar ,
Yorumlar
Haber Yazılımı