Haber Detayı
12 Ocak 2012 - Perşembe 18:51 Bu haber 145 kez okundu
 
Arap Birliği’nin Suriye Tavrı ve Esad’a Suikast Planı
- Haberi
Arap Birliği’nin Suriye Tavrı ve Esad’a Suikast Planı

    Arap Birliği 22 Mart 1945 tarihinde kurulmuş milletlerarası bir kuruluştur. Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, S. Arabistan ve Suriye tarafından kurulan birliğin bugün 22 üyesi var. Kuruluş felsefesi Arap ülkeleri arasında ekonomik, kültürel, siyasi ve sosyal ilişkileri düzenlemektir. 1945’ten günümüze kadar pasif ve kifayetsiz tutumuyla dikkat çeken birlik Suriye konusunda sert bir tavır takındı. Adeta Suriye’ye kükreyen Arap Ligi, Afganistan ve Irak savaşında sessiz kalmış, hiçbir tepki göstermemişti. Kurucu üye olan Mısır’da ki olaylarda da ciddi olarak sesini çıkartmayan/çıkartamayan Arap Ligi batının direktifleriyle ve desteğiyle Suriye’ye tarihinde hiç eşi benzeri e olman bir çıkış yaptı. Ortadoğu’da gelişen hiçbir olayda batı tarafından ciddiye alınmayan, batıdan ayrı ve bağımsız olarak fikir beyan edemeyen Arap Liginin, batının direktifleri ve çıkarları doğrultusunda bölgeye müdahil olması, yaptırımlar uygulaması çok dikkat çekici. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse dikkati çeken husus, 1945’ten bugüne pek işe yaramayan Arap Birliğinin Suriye konusunda batı tarafından tercih edilişidir. Irak savaşında 1.5 milyon insanın öldürülmesine, 35 bin kadının ırzına geçilmesine, Nur bacının ebu gureyb’ten yankılanan “ bizi öldürün, biz ABD p……. doğurmak istemiyoruz” çığlığına, Afganistan’da yıllardır devam eden ABD ve Nato zulmüne, Libya’da ki katliama Arap Ligi sessiz ve duyarsız kaldı, kulak tıkadı.  Bu pespaye ve korkak halleriyle tarihe geçecekler ve asırlarca bu aşağılık, pespaye, korkak ve zalim tavırlarından dolayı lanetle anılacaklardır. Artık şu gayet açıktır; Arap Ligi, bölgede Amerikan’ın ve Siyonist İsrail’in vekili konumundaydı. Bugün ise hem vekili, hem de jandarması pozisyonundadır. *** Biz öteden beri İslam Birliğinin ve İslam Savunma Paktının kurulmasının gerektiğini söyledik.  Esad’ın yaptığı zulme karşı çıkmakla beraber Suriye yönetiminin neden düşürülmek istendiğini doğru değerlendirmek gerekir. Bu değerlendirme Esad’ın yaptığı zulmü meşru kılmaz. Çünkü bütün zulümlere karşı  olmakla beraber batının emellerini gerçekleştirmek için İslam Alemine müdahale etmesine de karşı çıkıyoruz. Tabi ki İslam Aleminin liderlerinin ve kuruluşlarının batılılar tarafından yönlendirilmelerine ve birtakım göze hoş gelen kamuflajlarla kullanılmalarına da tepki göstermeliyiz. Amerika’nın ilk hedefi Esad rejimini yıkmak, Esad’ın yönetimi bırakmaya direnmesi halinde ortadan kaldırılmasıdır. Bu bizim düşüncemiz veya değerlendirmemiz değildir. Amerikan Milli Güvenlik Danışmanı Eliot Abrams bu düşüncelerini ‘Foreing Policy’ dergisinde 24 Kasım 2011 tarihinde yayımladığı makalesinde açık bir şekilde ifade etmektedir. Bu makale üzerine İsraa Al Fass uzun bir Suriye analizi de yayımlamıştır. Eliot Abrams yazdığı makalede “Esad rejimini sonlandırmanın en garanti yolu Esad’ı ortadan kaldırmaktır” ifadelerini kullanıyor. Akla şu soru geliyor, neden Esad rejiminin yıkılması isteniyor? Bu sorunun cevabı için ‘Esad diktatör olduğundan dolayı’  cümlesi yeterli bir yanıt mıdır? Bahsettiğimiz makalede Eliot Abrams bu sorunun cevabını gayet açık bir şekilde vermektedir. “Hamas ve diğer Filistinli gruplara ev sahipliği yapan, ayrıca İran’a destek veren tek Arap rejimi olan ve İran- Hizbullah hattında kilit rol oynayan Esad rejiminin son bulması, Amerika açısından büyük bir kazanım olacaktır” diyerek Suriye’nin hedef tahtasına neden oturtulduğunu açıklayan Abrams, Irak’ta ki Amerikan karşıtı gruplarında Suriye tarafından desteklendiğine ve savaş boyunca ölen ve yaralanan Amerikan askerlerinde Esad rejiminin büyük payı olduğunu da ifade ediyor. Eliot Abrams’ın makalesi üzerine bir analiz yayınlayan İsraa Al Fass çarpıcı ve dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Analizde, Türkiye’de Hüsnü Mahalli ve Milli Gazetenin dikkat çektiği ve vurguladığı Katar ile ilgili detaylı bilgiler sunuluyor. Gerçi Katar’ın son 10 yılı gerçekçi ve ciddi bir çalışmayla ele alınmalıdır. Arap Baharı çerçevesinde Katar’ın rolü büyük olmuştur. Yüz ölçümü İzmir kadar olan Katar, siyasi etkinliğinin yanında bölgede en karanlık ülke olması bakımından da takip edilmeye değer bir konumdadır. Tekrar İsraa Al Fass’ta ki analize dönersek, analiz şu çarpıcı değerlendirmeyle devam ediyor; “Esad’a yönelik Fransız- Katar işbirliği ile bir suikastın düzenlenebileceğini daha önce söyleyen Lübnanlı Bakan Mişel Samaha, bu iddiasında haklı çıktı. Suriye kaynaklarının belirttiğine göre, suikast planının fikir babası Amerika, fakat uygulayıcıları Fransa ve Katar…” Bu söylediklerimiz ve yazdıklarımız Türkiye basınında yer bulan haberler değildir. Türkiye basını olayların düzgün ve gerçekçi aktarımında dürüst davranmıyor. Geçen gün Suriye’ye yaptığı ziyareti değerlendiren Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ta bundan yakındı. “ Suriye’de gördüklerimiz, Şam’da görev yapan Türk basın mensuplarının anlattıkları, Büyükelçilik görevlilerimizin bize yaptıkları aktarımlar ile Tür basınının Suriye aktarımları uyuşmuyor. Türk basını abartılı haber yapıyor. Başbakan Suriye ile alakalı kandırılmıştır” mahiyetinde bir açıklama yapmıştı Prof. Kamalak. Bir dış politika uzmanının  “Hep görünenler üzerinden karar veriyoruz. Bize gösterilenler ile algılarımızı yönetenlerin hesapları her zaman örtüşmüyor. Bizler genelde, siyasi açıklamalarla, ulaşabildiğimiz bilgi kırıntılarıyla, yakaladığımız ipuçlarıyla doğru bilgiye ulaşmaya çalışırız. Biliriz ki, bize anlatılanlar, siyasi/resmi açıklamalar her zaman doğruyu söylemez. En güvenilir kurumların bilgilendirmelerinin, bir hafta ya da bir ay sonra yanlış olduğunu, kitleleri yanıltmak için yapıldığını görürüz. Maalesef bu böyledir” ifadeleri bizim vurgu yapmak istediğimizi açık ve net olarak ifade etmektedir. . Esad’a  yapılacak bir suikastı Amerikalı yetkili açık ve net bir şekilde ifade etti. Kasım ayında ise Lübnan’da Hizbullah bir CIA  ağını çökertti ve  CIA ajanlarını tutukladı. Bu olay dahi Türkiye basınında hiç yer bulmadı. İbrahim Karagül olayın üzerinden birkaç gün geçtikten sonra “CIA'ya Hizbullah darbesi: Hedef Beşşar Esad mıydı?” başlığıyla 23 Kasım tarihinde kaleme aldığı makalesinin son paragrafında olaya değindi ; “Günlerdir Suriye için endişeli bekleyişimiz devam ederken, dün yüzbinlerin akın ettiği Tahrir'e odaklanmışken, Hizbullah ve İran'ın Lübnan'daki istihbarat operasyonu patladı. Müthiş bir operasyon bu... CIA'nın, Lübnan'daki istihbarat ağı çökertildi ya da ağır hasar gördü. On iki CIA ajanı, uzun süren izlemeden, teknik takipten sonra ele geçirildi. CIA kurmayları alarmda... Pizza Hut'ta buluşan istihbarat ekibi, çok dikkatli, teknolojinin bütün imkanları kullanılarak ele geçirildi. ABD şimdi bu kişilerin öldürülmesinden endişe ediyor. Öldürülmeyecek, belki büyük bir pazarlığa konu olacak. Lübnan ve İran'da daha önce de çok sayıda istihbaratçı deşifre olmuştu. Hatta İran'ın eski Savunma Bakan Yardımcısı Ali Rıza Asgeri İstanbul'un göbeğinde kaçırılmıştı. Suriye'de iç savaşın ve dış müdahale çabalarının yoğunlaştığı dönemde bu operasyon, tam bir karşı hamle oldu. Yakalanan istihbarat ekibinin Lübnan'daki operasyonu neydi, yoksa bu kişiler suikast timleri miydi, bilmiyoruz. Yine dün, Rus kaynaklar, Mossad ve CIA mensuplarının Suriye içinde operasyonlar yaptığını hatta Beşşar Esad'a suikast hazırlığı içinde olduklarını duyurdu. Lübnan'da ele geçen CIA ekibinin esas hedefi Şam, Esad olabilir mi? Hiç de yabana atılır bir düşünce değil...” Gerçek bilgilere ulaşmak ve değerlendirmeleri gerçek bilgiler üzerinden yapmak gerekir. Resmi açıklamalar ve bilinçli yaptırılan haberler  bizi doğruyu görmek noktasında yanıltabilir.    
Kaynak: Editör:
Etiketler: Arap, Birliği’nin, Suriye, Tavrı, ve, Esad’a, Suikast, Planı ,
Yorumlar
Haber Yazılımı