Haber Detayı
12 Mart 2012 - Pazartesi 18:43 Bu haber 142 kez okundu
 
28 Şubat MGK Toplantısında ve Sonrasında İmza Krizi
- Haberi
28 Şubat MGK Toplantısında ve Sonrasında İmza Krizi

Ramazan BURSA 28 Şubat MGK Toplantısında ve Sonrasında  İmza Krizi       28 Şubat bir neslin yok edilmesi, irtica adı altında mukaddesata saldırının ve düşmanlığın ete kemiğe bürünüşü,  Türkiye’nin lider ülke olma çalışmalarının engellenmesi, ülkenin ekonomik olarak soyulması, ruhlara yapılan baskının adıdır. Hatta daha fazlasıdır. 15 yıldır 28 şubatla ilgili yüzlerce makale yazıldı, programlar yapıldı, onlarca kitap yayınlandı. Son olarak da Mehmet Ali Biran 28 Şubatı, evvelini ve sonrasını inceleyen bir belgesel yaptı.  Belgeselin yayınlanacağı CNN Türk kanalında program yapan Cüneyt Özdemir’in programa konuk olarak katılan Mehmet Ali Birand, belgeselin detaylarını kamuoyuyla paylaştı.  Cüneyt Özdemir’in “gazeteci arkadaşlarımızla geçen konuşuyorduk, onların aktardığına göre 28 Şubat kararlarını Erbakan imzalamamış. Yakında belgeleri açıklayacaklar” ifadeleri üzerine Birand, “açıklasınlar, gerekirse bizde belgeselimizde kullanırız”  mealinde bir yaklaşım gösterdi. Tamda bu noktada sorgulamak lazım, 28 Şubat ile ilgili detaylı bir belgesel  çeken Birand, 2004 yılından beri bende olan MGK belgelerine nasıl ulaşamamış?  Benim ulaştığım belgelere Birand’ın ulaşamamış olması hiçte inandırıcı gelmiyor. 28 Şubat’ın her yönü, bilhassa bugün ki Ergenekon Davasına yarayacak yönü, ekonomik yönü ve diğer unsurları yazılıp çiziliyor, konuşuluyor. Lakin kimse, Merhum Erbakan Hocaya “imzaladı” ifadesiyle atılan iftiranın gerçeğini konuşmuyor, yazmıyor, çizmiyor. Bu itibarla, hala imza olayının saklanılması gibi bir gayretin varlığını gördüğümüzden dolayı, MGK kararlarının imzalanması meselesini ele alacağız…. 2945 Sayılı Milli Güvenlik Kurulu Kanununun 10.maddesine göre:“MGK toplantılarında yapılan görüşmeler usulüne uygun şekilde tutanakla tespit edilir… Tutanaklar Genel Sekreterlik’te saklanır tutanaklar ve görüşmeler açıklanamaz ve yayınlanamaz.” Fakat ne hazindir ki malum medya, MGK toplantısının ertesi günü toplantının bütün ayrıntılarını, yasalara aykırı olmasına rağmen medya ile paylaşmıştır. Yasalar çiğnenerek, yok sayılarak bu yapılmıştır, hesap soranda olmamıştır. Çünkü, hem asker hem devletin başı hem cunta yağdanlığı beşli çete mensupları hem de postal yalan yargı Refah-Yol Hükümetine karşı ittifak halinde, tam bir uyum içerisinde çalışıyorlardı. Ortak düşman, Refah Partisi, Erbakan ve mübarek medeniyetimizin temel umdeleriydi. Dolayısıyla hukuksuzluğun her türlüsü caizdi, mubahtı.  Çünkü, Milli Görüş onların çürümüş ve pörsümüş  beyinlerine göre habis bir urdu. Dolayısıyla Erbakan yok edilmesi lazımdı. Buda yetmezdi, birde üzerine beton dökülmesi gerekirdi. Bölünmesi ve parçalanması icap ederdi. Şimdi 2945 Sayılı Milli Güvenlik Kurulu Kanununun 10.maddesineaykırı olmasına rağmen MGK toplantısının ertesi günü basının yaptığı haberlerin bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum. “Toplantıyı Cumhurbaşkanı Demirel kısa bir sunuş konuşmasıyla başlattı. Önce, OHAL’in 9 ilde 4 ay daha uzatılması, sonra bölücü terörle mücadelede MED TV yayınlarının izlenmesinin önlenmesi konuları görüşüldü. Arkasından, MİT tarafından hazırlanan “Radikal Dinci Akımların Rejime Etkileri” başlıklı irtica raporu, onu takiben de Emniyet Genel Müdürlüğü ile Dışişleri Bakanlığı’nın İç ve Dış Güvenlik Raporları okundu. Daha sonra, Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Korg. Çetin Saner, Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan, irtica ile ilgili çok ayrıntılı bir rapor takdim etti. Raporda, radikal dinci akımların, vakıflar aracılığıyla örgütlenmesinden, çeşitli tarikatların Türkiye’deki coğrafi dağılımına, Anadolu’da oluşan sermaye şirketlerinden, merkezi Almanya’da olan Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’nın Türkiye’deki örgütlenmesine ve bu örgütlenmenin silahlı eylem aşamasına geldiğine (!) dair gazete haberlerinden derlenmiş her türlü bilgi vardı. Raporların kurul üyelerine takdimini müteakip, Emniyet Genel MüdürüAlaattin Yüksel, OHAL Bölge Valisi Necati Bilican ve Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Korg. Çetin Saner saat 18.00 sıralarında toplantıdan ayrıldılar. Kısa bir aradan sonra, Kurul üyeleri, raporları müzakereye başladılar.   Önce Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı söz aldı ve yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:   “TSK, demokrasiye inanmaktadır. Bizim için laiklik, demokrasi kadar önemlidir. Din ahlaktır. Ahlaksız bir adamın dini de olmaz. Dindarlıkla siyaset, birbirine karıştırılmamalıdır. Milli Güvenlik Kurulu’nda, Türkiye’nin bir çok meseleleri görüşülmektedir. Özellikle, komşularımızla ilişkilerde, bir düşman çemberinin içindeyiz. Böyle bir dönemde, cumhuriyetin temel ilkeleri konusunda, toplumda, yaygın bir tartışma ortamı yaratılmaktadır. Köktendinci akımlar, Türkiye’de psikolojik bir rahatlama içindedir. Destek alarak yavaş yavaş, laik demokratik cumhuriyeti değiştirmeye yönelik, hazırlıklara girişmektedirler.”    Karadayı’dan sonra Kuvvet komutanları söz aldılar. Komutanlar yaptıkları konuşmalarda, okunan MİT Raporuna dayanarak, hep laiklik konusunu işlediler ve REFAHYOL Hükümeti’nin 8 aylık icraatından örnekler vererek özetle şunları dile getirdiler:   §      Son dönemde, açılan cami sayısıyla, okul sayısı, örgün eğitim ile Kur’an kursları arasındaki fark, dikkat çekicidir. §      Laikliğe, Anayasaya, Atatürk ilke ve inkılapları ile devrim yasalarına aykırı davranışlar, özendirilip yüreklendirilmektedir. §      Bazı hükümet üyeleri, tavırları ve açıklamalarıyla laikliğe, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Anayasa ve yasalara aykırı hareket etmektedirler. §      Özellikle Erzurum, Yozgat, Sultanbeyli ve Kayseri’de, şeriat devleti özentileri organize durumdadır. §      Tutuklanarak cezaevine konulan Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, yargılanıp cezalandırılmalıdır. §      Son dönemde, pompalı tüfeklerin satışlarında hızlı bir artış olmuştur. Bu silahları satın alanların, özellikle köktendinci kesime mensup olduğu dikkate alınmalı ve rejime karşı, silahlı bir başkaldırının nüvesi olabileceği endişesi bertaraf edilmelidir. §      Kur’an kursları ve İmam Hatip Okulları, irticai faaliyetler için önemli bir kaynak haline gelmiştir, derhal 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmelidir. §      Özellikle RP’li belediyelerin, ordudan çıkartılan kişileri ve köktendinci militanları işe aldığından şikayetler vardır. §      Tarikat liderlerinin, bir başbakan tarafından onurlandırılması ve ön plana çıkarılması, devrim yasalarına aykırı bir davranıştır. §      Dergah ve tarikat faaliyetleri artmıştır. Oysa devrim yasaları, bunların mutlaka kapatılmasını gerektirmektedir. §      Tarikatlar, vakıflar aracılığıyla örgütlenmekte, köktendinci finans kuruluşları, radyo ve TV kanalları kurmakta ve bunlar aracılığıyla halkımız rejime karşı kışkırtılmaktadır. §      Kılık kıyafet yasası, uygulanmamakta, yasaya aykırı hareket edenler korunmaktadır. §      Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın, alevi vatandaşlarla ilgili sözleri, toplumsal barışı tehlikeye düşürecek niteliktedir. §      Sonuç olarak, Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanmış olan öneriler, MGK Kararı olarak kabul ve ilan edilmeli ve gereği yerine getirilmelidir.   Daha sonra söz alan Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, yaptıkları konuşmalarda, askerlerin önerilerine sıcak baktıklarını belirttiler. Ancak Çiller, konuşmasında, yine de demokrasi üzerinde durmayı ihmal etmedi:   “Demokratik rejimin kesintiye uğrayacağı yolundaki iddialar, Batı nezdinde Türkiye’yi zor duruma sokmaktadır. Demokrasinin de, laikliğin de teminatı biziz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın” dedi.   Toplantı boyunca sakin görünen Başbakan Erbakan, söz sırası kendisine geldiğinde, önce, bir görevliden, Cumhurbaşkanı’nın önünde duran Anayasayı kendisine getirmesini rica etti ve sakin bir üsluplaşunları söyledi:   “Önce, tüm üyelerin, samimi duygularını, içtenlikle dile getirmiş olmasından dolayı, bütün arkadaşlarıma teşekkür ederim. Son zamanlarda, bazı odaklar, REFAHYOL Hükümeti'yle TSK’yı, karşı karşıya getirme gayreti içindeler. Biz, Refah Partisi ve REFAHYOL Hükümeti olarak, hiçbir zaman rejimi değiştirme gayreti içinde olmadık ve olmayız. Biz, laikliğin din düşmanlığı olarak gösterilmesine karşıyız ve laikliğin, her fırsatta inançlı insanlara karşı kullanılmasından rahatsızlık duyuyoruz. Ancak, Türkiye’de laiklik, bazı çevreler tarafından din düşmanlığı şeklinde anlaşılıyor. Laiklik, din düşmanlığı olarak algılanmamalıdır. Biz, Avrupa ve Amerika’daki laiklik uygulaması ne ise, ülkemizde de, aynen öyle olmasını istiyoruz. Buna karşı dindarlık da, laiklik karşıtı olmak, demek değildir. REFAHYOL olarak, gayemiz, devlet-millet kaynaşmasını temin etmektir. Bu bakımdan, Hükümetimiz hakkında yapılan bu tür propagandalar, maksatlıdır. REFAHYOL Hükümeti’nin, bugüne kadar laiklik karşıtı hiçbir icraatı olmamıştır. Birkaç partilinin yaptığı bazı hareket ve sarf ettiği sözlerin hükümet icraatı gibi algılanmaması gerekir. Kurulun asker üyesi arkadaşlarımız, bazı tekliflerde bulundular. Bu teklifler, MGK Kararı haline getirilsin, dediler. Anayasayı korumak, elbette hepimizin görevi. Ancak, Anayasa bir bütündür. Anayasayı korumak, bütününü korumakla olur. Onun için ben, şimdi size, Anayasanın 2. maddesini okuyacağım, ama yarısını değil, tamamını okuyacağım... Önce yapılan teklifler bu maddedeki prensiplere uygun mu, ona bakmak lazım. Biz Milli Güvenlik Kurulu olarak sadece laikliği değil, bu maddede yazılı olan hususların her birini korumakla yükümlüyüz... Görülüyor ki, bu maddede toplumun huzuru var, milli dayanışma faktörü var, adaletle muamele ilkesi var, insan haklarına saygı var. Bunların her birini, ayrı ayrı dikkate almak zorundayız. Yapılan önerileri, önce bu kriterler açısından değerlendirmemiz gerekir. Vakit hayli geç oldu, ama müzakerelere devam edebiliriz... Toplantının uzaması, dışarıda bazı tedirginliklere yol açabilir derseniz, toplantıyı yarına erteleyelim, yarın kaldığımız yerden devam edelim, ama mutlaka tartışalım. İsterseniz yapılan bu teklifleri MGK Genel Sekreterliği’ne gönderelim, onlar bu Anayasal kriterler açısından teklifleri incelesin, ondan sonra önümüze getirilsin, konuşalım.”   Konuşmanın bu noktasında, Erbakan’ın sözünü kesen Demirel, şu öneride bulundu:   “MGK Genel Sekreterliği’nde bu incelemeyi yapmak için, ne yeterli hukuk müşaviri kadrosu var, ne hukuk uzmanları. Bence Genel Sekreter bunları, bir yazı ile Hükümete göndersin, incelemeyi Hükümet yaptırsın!” Demirel’in yaptığı bu çok yerinde teklif, tüm üyeler tarafından tartışılmadan kabul edildi. Böylece, Genelkurmay Başkanlığı tarafından tavsiye kararı haline getirilmesi için yapılan öneriler, Milli Güvenlik Kurulu kararı haline getirilmeksizin Başbakanlığa gönderilmek üzere Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne tevdi edildi. Böylece, yoğun medya ilgisi altında, saat 15.00’da başlayan MGK toplantısı 9 saat devam eden tartışmalı bir çalışmadan sonra, gece yarısı saat 24.00’a doğru, yine aynı medya ilgisi altında sona eriyordu.” (1) MGK  toplantısı başlamadan evvel, askerlerin ifadelerini ve isteklerini detaylıca içeren MGK bildirisi metnine Erbakan Hoca karşı geldi.  Bazı meselelerin MGK bildirisinde detaylıca yer almasının doğru olmadığını ifade etti. Demirel’in de ayrıntıların bildiride yer almasını istememesi üzerine, Erbakan Hocanın istediği gibi daha yumuşak ve askerlerinde laiklikle ilgili endişelerini  içeren bir metin ortaya çıktı. 9 saat süren 28 Şubat tarihli MGK toplantısı saat 23:00 gibi bitti. Fakat ertesi günü askerle hükümet arasında MGK tavsiye kararlarının yazılması  konusunda bir kriz çıktı. Hükümet metnin daha yumuşatılması ve bazı maddelerin metinden çıkartılmasını isterken asker, metnin aynen kabul edilmesini istiyordu. Tavsiye metninin üzerinde ki kriz devam ederken medya devreye girdi ve kendisine verilen görevi icraya başladı. “Erbakan, 20 maddelik kararı onaylamadı.” (01.03.1997 Basın)   “Çiller, MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç ile askeri kanadın hazırladığı 20 maddelik tavsiye taslağını görüştü.” (01.03.1997 Basın)   “Çiller, Genelkurmay eski Başkanı ve Kilis Milletvekili Doğan Güreş Paşa ile Dışişleri konutunda durumu değerlendirdi.” (01.03.1997 Basın)   “Başbakan Necmettin Erbakan, MGK Gn. Sekr. Org. İlhan Kılıç ile görüşerek 20 maddelik tedbirler paketine itirazlarını iletti.” (03.03.1997 Basın)   “MGK Gen. Sekr. İlhan Kılıç, Başbakan Erbakan'ın itirazları üzerine tedbirler paketini Çankaya Köşkü’ne götürerek Demirel’le görüştü.” (05.03.1997 Sabah)   “Erbakan'ı imzaya ikna için “Demirel, Aydın Menderes'i devreye sokuyor.” (05.03.1997 Türkiye)   “Askeri yetkililer: “Barajın kapağı açıldı, sular akıyor, geriye dönüş yok” dedi. (05.03.1997 Gözcü) Metin üzerine tartışmalar şiddetli bir şekilde sürdü. Sonunda metin MGK bildirisi çerçevesinde hazırlanıp hükümete gönderildi.  Böylece MGK, tavsiye metnindeki konuların hukuka uygunluğunu araştırmak üzere, metni hükümete göndermiş oldu.  Fakat, basın yine farklı bir telden çalıyor, sanki Erbakan hoca metni geldiği gibi imzalamış, hukuka uygunluğu üzerine hükümete göndermeyip icraya koymuş gibi sunuyordu. Hürriyet: “Aynen imzaladı.” (06.03.1997) Milliyet: “Hoca imzaladı.” (06.03.1997) Sabah: “Paşa Paşa imzaladı.” (06.03.1997) Gazeteler, paylaştığımız resmi belgelerde de göreceğiniz gibi Erbakan hocanın tavsiye metninin hukuka uygunluğunun araştırılması için hükümete sevkini ifade eden belgede ki imzasını, tavsiye metnini imzalamış gibi halka sunmuştu. Gerçekte ise Erbakan hocanın imzasının bulunduğu belge MGK  bildirisi metniydi. Tavsiye kararlarını içeren belgenin altında ise MGK Genel Sekreteri Org. İlhan Kılıç’ın imzası vardı. Bu gerçek o gün ve  yıllardır halktan gizlendi, bugün ise yine bilinçli bir şekilde gizlenmeye çalışılmaktadır.    
Kaynak: Editör:
Etiketler: 28, Şubat, MGK, Toplantısında, ve, Sonrasında, İmza, Krizi ,
Yorumlar
Haber Yazılımı